Akl-ı Selim Mektebi

Deha Mektebi Kitap Serisi

DEHA MEKTEBİ KİTAP SERİSİ
Bir ülkede deha mektebi yoksa o ülkede maarif telakkisi de yoktur, maarif nizamı da kurulmamıştır. Adına milli eğitim bakanlığı denilen kuruluş ise, çocukları belli bir yaşa kadar meşgul etmekten ibaret hile düzenidir.
Mesele muhakkak ki deha mektebinden ibaret değildir, mesela Akl-ı Selim Mektebi, mesela Enderun Mektebi gibi, maarif telakkisinin zirve mevzularını ihtiva eden mekteplerin de olması gerekir. Zaten Akl-ı Selim Mektebi yoksa Deha Mektebi ve Enderun Mektebi; havzasını, iklimini, çerçevesini, kaynaklarını ila ahir bulamayacağı için, kurulmaya çalışılsa da sureta mevcut olur. Bu manada Akl-ı Selim Mektebi, maarif anlayış ve nizamının kalbidir.
Bir ülkeyi ayakta tutacak, ayağa kaldıracak, hamle ve hareket istidadı kazandıracak olan maarif sacayağı, Akl-ı Selim Mektebi, Deha Mektebi, Enderun Mektebidir. Mesele, bunların ayrı mekteplere halinde kurulmasıyla ilgili değil, mesele bu mekteplerin müfredatının talim edilmesidir. Müstakil mektepler halinde kurulabileceği gibi, mevcut mekteplerin bünyesinde de müfredatın takip ve tatbiki mümkün olabilir. Zaten kadimde bu mekteplerden sadece Enderun müstakil mektep olarak inşa edilmiş diğer iki mektep ise medrese ve tekkedeki tedrisatın muhtevasına zerk edilmişti.

Bugün bir maarif telakkimiz yok, onun yerine her şeyi batıdan kötü şekilde ithal edilen eğitim-öğretim malzemeleri mevcut. Kadimden beri gelen maarif anlayışımız, tedrisat telakkimiz, talim ve terbiye tatbikatımız bulunmadığı, okullarımız tuvaletlerine kadar batı tarafından işgal edildiği için; Akl-ı Selim Mektebi, Deha Mektebi ve Enderun Mektebinin mevcut eğitim-öğretim çerçevesi dışında inşa edilmeli, kendi iklimini ve vasatını bulana kadar müstakil olarak devam etmelidir.
*
Deha Mektebi ve Enderun Mektebine dair çalışmalarımız, Akl-ı Selim Mektebinin mütemmim cüzü (birer şubesi) olarak düşünülmektedir. Bu üç mektep tek bir bünyedir ve karargahı Akl-ı Selim Mektebi tarafından işgal edilmektedir.
Akl-ı Selim Mektebinin tasarruf ve tarassudu altında, Deha ve Enderun Mekteplerinde mütefekkir, alim, sanatkar, lider şahsiyetlerin yetiştirilmesi hedeflenmektedir. Bu üç mektepte asıl yapılmak istenen ilim tedrisatı değil, şahsiyet terkip ve inşasıdır. Muhakkak ki ihtiyaç duyulan ilimlerin tahsili ayrı bir mevzudur ve ilgili müesseselerde yapılmalıdır.
*
Yeni bir diriliş ve kuruluş çağında olduğumuz münakaşadan varestedir. Hal muhasebesinin en kısa ifadesi olan bu cümle doğruysa ilk ihtiyacımız malum; Akl-ı Selimin inşası… İdrak, izah, inşa ve tatbikat merkezi olan akıl, İslam’ın teklif ettiği akıl bünyesi ve terkibi olan Akl-ı Selim haline getirilmeden veya Akl-ı Selim yeniden inşa edilmeden, neyi nasıl idrak edeceğimizden başlamak üzere, inşa ve tatbikatı neyle yapacağımız soruları muallakta kalır. İslam’ı, batının inşa ve teklif ettiği pozitif akıl anlamaz, ancak ve sadece Akl-ı Selim anlar, ihtiyacımız olan müesseseleri inşa eder.
Akl-ı Selim, insanlığın Everest tepesi olan dehalarda zirveye çıkar ve mütekamil bünyeye kavuşur. Akl-ı Selimin Orta zeka bir insandaki tezahürü, itaattir. Diriliş ve kuruluş çağının başında ihtiyacımız olan şahsiyetler ise “Kurucu Şahsiyet” nev’indendir. Öyleyse Deha Mektebi olmadan Akl-ı Selim mektebi eksiktir.
*
Deha Mektebi, Akl-ı Selim Mektebinin oluşturduğu havzada, insanlığın zeka kaymağını arayacak, bulacak, talim ve terbiyeye alacak stratejik müessesedir. Ülkeyi ve ümmeti ayağa kaldıracak olan toplam beş şahsiyet terkibi mevcuttur; alim, arif, mütefekkir, sanatkar, lider… Liderden kasıt, umumi manada; hamle, hareket ve tatbikat adamlarıdır. Kurucu ve kurtarıcı bu beş şahsiyet çeşidinin ana madeni, öncelikle dehalar, sonra yüksek zekalardır. Muhakkak ki zekanın yanında çok hususi ve çok kıymetli bazı istidatlar da mevcuttur, zaten deha mektebi onları da takip ve tarassut altına almaktadır.
Arifler (veliler) muhakkak ki başka bir sınıftır ve onlar kendi mecralarından yani tasavvuftan yetişir. Velilerin dışındaki dört şahsiyet terkibine, yüksek zeka, deha ve bazı istidatlara sahip olmayanların vuslatı muhaldir. Orta zekalar ve vasat mizaçlar; nasıl bir tedrisattan geçerse geçsin, alim, mütefekkir, sanatçı ve lider olamaz, olduklarını iddia ettiklerinde ise açık şekilde sahtekarlık yapmaktadırlar. Malumat sahibi olmak nasıl ki “Alim” olmak için kafi değilse, demir madenini ne kadar cilalayıp boyasanız da altın haline gelmez.
Tonlarca demiri (orta zekayı) devasa depolara (okullara) yığarak netice elde etme çabası, aklı gözünde olan ama idraki kıymeti aramayan insanların meşgalesidir. O meşgalenin lüzumu ayrı bir bahis olmak üzere, esas olan altın madenine (dehalara) yönelmektir.
Meselenin sadece tedrisatla ilgili ve sınırlı olduğu zannı, herkesin belli bir talim ve terbiyeden geçince her şey olacağı vehmini besliyor. İnsan telakkisine sahip, insan tabiat haritasına vakıf olmayanların düştüğü bu ucuz ve sığ düşünce, kaçınılmaz olarak orta zeka sahiplerinin kendilerine saha açma ve itibar üretme manevrasıdır. Halkın kahir ekseriyetini oluşturanlar orta zeka sahipleri olduğu için, deha kültünün olmadığı toplumlarda, hayatı oluşturan ve itibar kaynaklarını tayin edenler orta zeka çoğunluğu haline geliyor. Bu cihetten bakıldığında, Türkiye’nin içinde bulunduğu vasat, “orta zeka tuzağı”nın en derin ve müzminleşmiş halidir. Mesele o kadar vahim bir noktaya geldi ki, okuma-yazma bilenin Kur’an-ı Kerimi mealinden okuyarak müçtehitlik tasladığı çukura yuvarlandı.
*
Deha Mektebi, insan tabiat haritasının ufku olan dehaları keşfedecek, onları orta zeka tuzağının türlü afetlerinden, öncelikle de çıldırtıcı değersizlikten kurtaracak, talim ve terbiyeleri ile hayatı yaşamalarını mümkün kılan bir iklim oluşturacaktır. İnsan tabiat haritasının ufku olan dehaların talim ve terbiyesiyle yetişecek şahsiyetler, ülkenin ve ümmetin ufkunu genişletecektir.
Dehalar için üç ihtimal (akıbet) mevcuttur; birincisi, büyük şahsiyet olmak ve keşifleriyle hayatın altyapısını yeniden inşa etmek, ikincisi, hak ettikleri itibarı görmediği için çıplak zekalarıyla hayatın altyapısını çökertmek, üçüncüsü ise ilk iki ihtimalin berzahında sıkışmak ve çıldırmak. Üçüncü ihtimal altını çöpe atmaktır, ikinci ihtimal altını gıda olarak kullanıp zehirlenmektir. Üç ihtimalin ikisi felaket, birisi ise felahtır, onun peşine düşmek şart.
*
Deha mektebi çalışmalarımız şimdilik beş cilt halinde yayınlanacaktır. Birinci cilt mukaddime (bu eser), ikinci cilt teşhis, üçüncü cilt müfredat, dördüncü cilt tedrisat, beşinci cilt mektebin tesisi isimlerini taşımaktadır. Beş ciltten oluşan birinci kısım çalışmalarımız, mevzu haritasını ve kısa izahlarını ihtiva etmektedir.
Deha mektebi çalışmalarımız, kadim müktesebatımızın bilgi, ilim, irfan ve tefekkür havzasına tam sadakat halindedir. Kadim müktesebatımız dışında çıkmak için en küçük bir hamlemiz ve teşebbüsümüz olmayacaktır. Eğer bir şekilde kadim müktesebatın dışına çıkmış olursak, bilinsin ki kastımız o değildir ve yanlış yapmışız demektir. Bu istikametteki en küçük tenkidi bile lütuf olarak kabul edeceğimiz malum olsun.
Kadim müktesebatımıza tam sadakatimiz, onu tekrarlayacağımız manasına gelmez. Muhakkak ki kadim müktesebat ana çerçevemizdir ama aynı zamanda muharrik kuvvetimizdir. Sadakati, ezberlemek ve tekrarlamak şeklinde anlayanlardan olmadığımız, buna mukabil yoğun şekilde keşif ve telif çabasında olduğumuz için, eserlerimizin “yeni” olması tabiidir. “Yeni” olması, köksüz, nispetsiz ve nevzuhur bir hamle şeklinde anlaşılmamalıdır.
Kadim müktesebata sadakatimiz, onun açtığı mecrada akmaya devam etmek şeklindedir. Kadim müktesebat, akıp gelen bir mecradır, bir-iki asırdır akışı durduğu için ezber ve tekrara mahkum olunmuştur. Tekrar akmaya devam ettiğinde, nehir yeni menzillere varacaktır. Yeni menzillere varması, kadime aykırı değil, tam aksine kadimin maksadıdır. Mesele, kadimden beri akıp gelen mecranın ana istikametini değiştirmemek, ona aykırı düşmeyecek yeni bilgi, ilim ve fikir keşif ve telifini devam ettirmektir.
Kadim müktesebatla telifi kabil olmayan tüm fikirlerimizi peşinen reddediyoruz. Muhakkak ki kadim müktesebat ile muvafık telif çalışmaları yaptığımızı düşünüyoruz, buna rağmen bir şekilde farkına varmadan istikametten ayrılmışsak, bunları “hata” olarak kabul ediyoruz
Telif ettiğimiz fikirlerimizin kadim müktesebata muvafık veya muhalif olduğu hususundaki tenkitleri dikkatle tetkik edeceğimizi beyan ve taahhüt ederiz. Bununla birlikte telif çalışması yaptığımız meselelerin giriftliği, ucuz ve sığ tenkitlere mevzu edinilmesine manidir. Bu hususun, tenkit edecek şahsiyetler tarafından dikkate alınacağına dair hüsn-ü niyet sahibiyiz.

Etiketler
Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı
Kapalı