HAKEM MÜESSESESİ

HAKEM MÜESSESESİ
FİHRİST
Takdim

BİRİNCİ KISIM-FİKRİYAT
İhtiyaç
Lüzum
Faydaları
Bu tür müesseseler neden kurulamıyor?

İKİNCİ KISIM-ÇEŞİTLERİ
Hukuki hakem müessesesi
Ahlaki hakem müessesesi

ÜÇÜNCÜ KISIM-TATBİKAT
*Müstakil hakem müesseseleri
*Mevcut kuruluşların bünyesindeki hakem müesseseleri

DÖRDÜNCÜ KISIM-MEVZUAT
Çift hukukluluk meselesi
Şeriat-ı Ahmediye (Fıkıh müktesebatı)
Mer’i mevzuat
Tatbik edilecek muhakeme hukuku

BEŞİNCİ KISIM-MER’İ MEVZUAT
SON SÖZ

TAKDİM
Hakem müessesesi, özü itibariyle resmi müessese olmayıp, içtimai müessese mahiyetindedir. Bir manada halkın, kendi ihtilaflarını kendinin halletmesi için, yine kendileri tarafından kurulabilen müessese çeşididir. Halkın ihtilaflarını halletmek için devlete ve hukuka ihtiyaç duymadan kendi arasında meseleyi çözme iradesinin müesseseleşmiş halidir. Hakem müesseselerinde insanların aradığı kıymet, umumiyetle adalet değil, sulh olmaktır, helalleşmektir.
*
Hakem müesseseleri, Şeriat-ı Ahmediye’nin tatbikatta olduğu vasatta, ahlak müesseseleridir. İhtilafları, hukuka (Şeriat’a) müracaat etmeden, karşılıklı rızaya (yani ahlaka) dayalı şekilde halledebilmenin müessesesidir. Fakat günümüzde (Türkiye’de) Şeriat-ı Ahmediye mer’iyette (resmi tatbikatta) olmadığı için hakem müesseseleri, hem hukuki (Şer’i) hem de ahlaki mahiyet taşımak durumundadır. Bu husus dikkate alınarak, üzerinde çalışılacak olan hakem müessesesi hem hukuki hem de ahlaki çerçevede tarif ve tavsif edilmelidir. Keza kuruluşu da bu tasnife göre yapılmalı, mümkünse iki çeşit hakem müessesesi kurulmalıdır.
*
Şeriat-ı Garra’nın tatbikatını esas alan hakem müessesesi, yani Şeriat Mahkemesi kurmak mümkündür. Dosyamızın mevzuat başlığı altında görüleceği üzere, mer’i kanunda (Hukuk Muhakemeleri Kanununda) tahkim müessesesi başlığı altında tanzim edilen hakem müessesesi, Özel hukuk çerçevesinde olmak üzere az sayıda sınırlandırmaya tabi tutulmuştur. Kurulacak olan Hakem Müesseseleri, mevzuat olarak doğrudan Şeriat-ı Ahmediye’yi tatbik etmek imkanına sahiptir. Bu zaviyeden meseleye bakıldığında hakem müessesesi, “Şeriat Mahkemesi” olarak muhakeme yapabilir. Bu misal, hukuki mahiyet taşıyan Hakem Müessesesini temsil eder.
*
Ahlaki mahiyet taşıyan Hakem Müessesesi ise, hakların tespit ve tevziini yapmaktan ziyade, tarafların ahlak temelli feragat ve fedakarlığa dayalı rızai anlaşmalarını temin eder. Bazen ihtilafların halli, hakların tespit ve tevziine dayalı olarak mümkün olmaz, taraflardan birisi mükellefiyetini yerine getirmekten aciz hale gelmiş olabilir. Bu ihtimallerde İslam ahlakı, taraflara feragat ve fedakarlık tavsiye etmektedir. Hakem müessesesi, tarafların kudret ve acziyetini tespit ederek, istismar edilmesini engeller ve taraflara mevcut imkanlar içinde bir mutabakat metni teklif eder. Tarafların bu teklif metni üzerinde anlaşmaları halinde mutabakat zaptı hazırlanır ve ihtilaf intaç edilir.

BİRİNCİ KISIM-FİKRİYAT

İHTİYAÇ
Mahkemelerin iş yükü mütemadiyen artıyor. Devlet yeni mahkeme açmakla baş edemiyor. Mahkemelerdeki iş yükü artışı, nüfus artış oranından fazla… Ya insanların ihtilafları artıyor veya insanlar mahkemeye daha fazla gitmeye başladı. Müşahedelerime göre bu ikisi de etkili, mahkemelerin iş yükünün artmasında. Öyleyse meselenin iki boyutu var. İhtilaflar artıyor, insanlar mahkemeye daha fazla gidiyor.
Mahkemeler (yargı ve hukuk), bir cemiyette en önemli fakat en az müracaat edilmesi gereken müesseselerdir. Mahkemelerdeki dosya sayısının fazlalığı, o cemiyetin “insanileşme sürecinde” geri kaldığını gösterir, başka bir ifadeyle ahlak seviyesinin düştüğünün alametidir. Hayattaki ihtilaf sayısının fazla olması orada “cemiyet”in teşekkül edemediğini ve insanların sadece kalabalık halinde yaşamaya devam ettiklerini gösterir. Her insan topluluğunda (en ileri cemiyette bile) hukuk ve yargıya ihtiyaç olur. Mahkemelere ihtiyaç duyulmayacak çapta medenileşen insan toplulukları kurulamamıştır tarihte fakat bu ihtiyacın asgari seviyeye indiği, neredeyse görünmez hale geldiği misaller mevcuttur. Medeniyet, cemiyet ve ferdin seviyesi, mahkemeye duyulan ihtiyacın azlığı ile doğru orantılıdır.
Hayatta ihtilaf kaçınılmazdır. Cemiyet halinde yaşamanın tabii neticesidir ihtilaf. Tabii ki hayatın doğru inşa edilmesi ve yaşanabilir şekilde teşkilatlanmasıyla ihtilafları kaynağında kurutmak mümkün. Zaten öncelikle bu yapılmalıdır, ihtilafı meydana getiren sebepleri yok etmek gerekir. Ne var ki ihtilafsız hayat tasavvuru ve inşası kabil değil. Öyleyse ikinci safha olarak, ihtilaf ahlaki çerçevede çözülebilmelidir. Ahlaki çerçevede çözebilmek, hukuka ve mahkemeye ihtiyaç duymamaktır. İhtilaf üretmeme seviyesine göre aşağılarda kalır ama mahkemeye ihtiyaç duymadan ihtilafların çözülebilmesi, bu günün dünyasına bakıldığında çok yüksek bir seviyedir.
Ahlaki çözümün özelliği nedir? Ahlaki çözüm, karşılıklı rızaya dayanır. Karşılıklı rıza ile çözülen ihtilaf, geride tortu, kin, husumet bırakmaz. Türkiye’deki hukuk ve yargı sisteminin hiç umursamadığı nokta bu, yargılama neticesinde ortaya çıkan “mahkeme kararı”, ihtilafı çözmüyor aksine derinleştiriyor. Tarafların ruhi ve zihni dünyalarında taşınmaz bir tortu, karşı konulmaz bir husumet, zaptedilmez bir kin üretiyor. Mahkeme ve hakimler, yargılamayı bitirip kararı vermiş olmakla mesuliyetlerinin bittiğini düşünüyor. Ne keyifli bir iş…
Ahlaki çerçevede çözülen ihtilaflar, gerçekten çözülmüş oluyor, bakiyesi kalmıyor. Bu sebeple, bir halkın cemiyet olabilmesi ve medenileşme sürecinde mesafe alabilmesinin temel şartlarından birisi, ihtilaflarını ahlaki çerçevede ve derinliğine çözebilmenin müesseselerini, mekanizmalarını, teşkilatlarını, süreçlerini oluşturmaktır.
Mahkemeler ve hakimler (biraz da haklı olarak) tarafların ruhiyatıyla ilgilenmezler. Oturup sohbet edemezler, tarafları anlayamazlar. Ellerinde bir hukuk metni, önlerinde de bir ihtilaf var. Mevzuatı hadiseye tatbik etmekten başka bir mesuliyet hissetmezler. Bu durum, aslında bir özürle halledilebilecek birçok ihtilafın, mahkemeye taşınmasına ve daha da derinleşmesine sebep oluyor.
İçtimai (Sosyal) iktidar, insanların ihtilaflarını çözecek mekanizmalar, merkezler, süreçler geliştirebilirse, gerçekten iktidar olur. İnsanların hukuktan ve mahkemelerden ne kadar şikayetçi olduğunu herkes biliyor. İnsanları mahkemeye gitme ihtiyacından kurtarmak, ihtilafları mahkemeden önce çözebilmek, hakikaten kuvvetli bir iktidardır.
Hakemlik aynı zamanda mevzuatta bulunan bir müessesesidir. Yeni hukuk muhakemeleri kanununda adı “tahkim” olarak zikredilmiştir. Kanunun 407 ila 444. Maddeleri arasında tanzim edilmiştir. Fertlerin ve cemiyetin mevcut mevzuattaki imkanları kullanmadığını, hatta haberdar olmadığını esefle görüyoruz. İçtimai müesseseler (modern ifadesiyle sivil toplum kuruluşları) birbirini kopyalayarak çoğaldığı ve çalıştığı için ufuk açıcı bir fikir üretmiyor.
Tahkim müessesesi, ihtilafın taraflarının herhangi bir kişiyi “hakem” olarak seçmeleriyle işleyen bir sistemdir. Ülkemizde de ne yazık ki işletilebilen bir müessese değildir. Sosyal iktidar, bu müesseseye işlerlik kazandırdığında, mahkemelerden daha fazla rağbet göreceğinden emin olabilir.
İçtimai müesseseler, halkın ihtilaflarını halledecek seviye ve kudrete sahip olduğunda cemiyet rüştünü ispatlama yolunda büyük bir adım atmış olur. Her meselenin devletle birlikte düşünüldüğü, bu sebeple devletin yükünün artırıldığı bir devirde, ferd ve cemiyet çerçevesinde hiçbir mesuliyet üstlenilmemektedir. Bu durum hem ferdi manada şahsiyeti hem de içtimai manada cemiyeti eksik bırakan bir atalettir.

LÜZUM
Hayatın altyapısı hukuk kaidelerinden ibaret değildir, hukuk yalnız başına insan kalabalığını cemiyet haline getiremez. Hayatın “haklar ve mükellefiyetler” altyapısı hukuktur ve bunlar katidir. Oysa hayat sadece keskin ölçülerle yaşanamaz ve yaşatılamaz. Hukukun kati ölçülerinin yanında, munis esaslar manzumesi olan ahlakın da bulunması şarttır.
*
Ahlak, yazıya geçirilebilir ve karara bağlanabilir mi? Bu soruya “evet” cevabını vermek zor görünüyor ama aslında doğru cevap “evet” olmalıdır. Kaydedilen ve kararlara mevzu edilen ahlakın, ahlak olmaktan çıkıp hukuk haline gelmesinden endişe edilir, bu endişe yanlış değildir. Fakat bu endişe giderilmeli, ihtiyaç duyulan tedbirler alınmalı ve ahlak kayda geçmelidir.
Kayda geçmelidir ki bilinebilsin, kayda geçmelidir ki kültürün kalıcı kaynağı haline gelebilsin, medeniyet inşasına katkıda bulunabilsin. Ahlak, hukukla aynı kaynağa bağlı olarak gelişmeli ve hayatı yalnız başına taşıyabilecek kuvvete ulaşmalıdır. Ahlakın kuvvet kazanması, insanlara sirayeti ile ölçülür. Kuvvetlenip insanların kalbi derinliğine doğru indikçe, yerleşik hale gelecektir.
Kuvvetlenmesi, ferdin, cemiyetin ve hayatın merkezine yerleşmesi için, berrak bir ahlak anlayış ve nizamına ihtiyacımız var. Ne olduğu bilinmeyen, tertip ve terkip edilemeyen, nasıl tatbik edileceği anlaşılamayan ahlak zayıf kalır ve zaman içinde yok olur.
*
Son birkaç asırda yaşadığımız çöküş o kadar büyüktür ki, asırlardır oluşturulan ahlak müktesebatı da unutuldu. Kadim müktesebatımızda ahlak kayıt altına alınmıştı, ahlak külliyatı en zengin külliyatlarımızdan birisidir. Çünkü İslam, “Din güzel ahlaktır” mukaddes ölçücü mucibince öncelikle ahlaktır.
“Ahlaki hakem müesseseleri”; halkın, ihtilaflarını ahlak esaslarına göre halletmek istediğinde müracaat edeceği müesseselerdir. Bu zaviyeden bakıldığında hakem müesseseleri, ferd ve cemiyetin ahlakını idare edecektir. İhtilafların halli, ahlaki hayatın veya hayatın ahlakının idare edilmesi için sadece bir vesiledir. Esas olan ahlaklı bir cemiyet inşasıdır.
İhtilafların halli, ahlaklı cemiyet inşası için çok mühim bir içtimai maniveladır. Mevzu zaten ihtilafta düğümlenir, ihtilafların ahlaki esaslara göre halledilmeye başlanması, ahlakın, cemiyet ve hayatı ihata ettiğinin alametidir. Bu sebeple ihtilafların ahlaki kaidelere nispetle halledilmesi için müessese inşası ve cemiyet ile hayatın o mihraka sımsıkı bağlanması, maksadın aşağı yukarı tahakkuk ettiğini gösterir.
*
Hakem müesseseleri mahkemelerden daha mühimdir. Mevzuu mihrakına bağlamak için tespit edelim, hukuk ahlaktan daha mühimdir. Fakat hukuka ihtiyaç duymayacak kadar ahlaklı bir cemiyet inşası, hukukun da nihai maksatlarından biridir. Hakem müesseseleri, ihtilafları mahkemeye intikal ettirmeden halledebilmenin yoludur. Halkın mahkeme yerine hakem müesseselerine gidecek hale gelmesi, oradaki kararları baş tacı etmesi çok yüksek bir seviyedir. Bu manada hukuk ahlaktan mühimdir fakat ahlaki müesseseler hukuki müesseselerden daha mühimdir.
Hakem müesseselerinin ehemmiyeti göz önüne alınmalı, üzerinde çok titiz çalışmalar yapılmalıdır. İmkan dahilinde en küçük içtimai vahide kadar nüfuz etmeli, ülkedeki her insanın ulaşabileceği mesafede olmalıdır.

FAYDALARI
1-Ruhi faydaları
Ahlaki mahiyetteki hakem müessesesi, ihtilafların rızaya dayalı olarak halledilmesini sağlar. Bir ihtilafın rızaya dayalı olarak halledilmesi, aynı zamanda tarafların helalleşmesiyle neticelenir. Rızaya dayalı bir helalleşme, ihtilafın hiçbir ruhi tortu bırakmayacağı manasına gelir. Mesele ihtilafın karara bağlanması değil, ruhi ve içtimai sahada hiçbir tortu bırakmayacak şekilde “hal” edilmesidir. Bir nevi, “eski hale iade” manasına gelecek olan rızai anlaşma, ihtilafın hiç doğmamış olmasıdır. Böyle bir çözüm yolu, hem nefsin terbiyesini ihtiva eder hem de ruhun kuvvetlenmesini temin eder.
*
Hukuki mahiyetteki hakem müesseselerinde, tarafların müşterek rızasıyla Şeriat-ı Ahmediye tatbik edilir. Müslümanlar, mevcut mevzuatın tatbik edildiği mahkemelerde yapılan yargılamaya haklı olarak kanaat getirmemekte ve tatmin olmamaktadır. Müslüman için İslam hukuku (Şeriat) aynı zaman iman mevzuudur ve ruhi bir meseledir. Bu sebeple kadimden beri, “Şeriat’ın kestiği parmak acımamıştır”. Müslümanlar için Şeriat-ı Ahmediye’nin tatbik edildiği hukuki mahiyete sahip hakem müesseselerinin kararları, ruhi tatmini sağladığı için, geride ruhi ve içtimai tortu bırakmaz veya mevcut mahkemelerdeki kararların bıraktığı tortunun binde biri kadar bir tortu bırakır ki bu da telafi edilebilir bir orandır.

2-İçtimai faydaları
Siyasi-hukuki kaidelerin netliği ve keskinliği, devlet hayatını sertleştirmektedir. Buna mukabil içtimai hayat, ahlaki altyapıya oturduğu için veya İslam cemiyetinde böyle olduğu için, içtimai münasebetler daha munis, daha merhametli, daha diğerkamdır. İçtimai hayatın deveranı mümkün olduğunca nazik, zarif ve asil şekilde gerçekleşmelidir. Bunu sağlayacak en mühim müessese, hakem müessesesidir, zira hakem müessesesinin ihtilafları halletmek için tatbik ettiği usul, ahlaki usuldür. Ahlak, tabiatı gereği munistir, zariftir. Hakem müesseseleri olmayan bir toplum, içtimai hayat altyapısını nazik, zarif ve asil bir temele oturtamaz.
Her ihtilaf, içtimai bir yaradır. Her ihtilaf, içtimai münasebetlerin gerilemesidir. Her ihtilaf, içtimai bünyenin bozulması ve dağılmasıdır. Ahlak, öncelikle içtimai ihtilafın çıkmasına mani olur ama ihtilaf az veya çok çıkar. Ahlak, aynı zamanda ihtilafı kendi çerçevesinde ve kendi usulleriyle nazik ve zarif şekilde halledemiyorsa, cemiyeti bir arada tutamıyor demektir. Zira ahlak, cemiyetin harcıdır, fertlerin toplamından bir cemiyet inşa eden muhteva yekunudur. Hakem müessesesi, önce içtimai hayatı hastalıklardan koruyan sonra da her şeye rağmen ortaya çıkan hastalıkları munis şekilde halleden ve geriye tortu bırakmayan medeniyet müessesesidir.

3-İktisadi faydaları
Ahlak ve hakem müessesesi, içtimai deveranın emniyet altyapısıdır. Ahlak derinleştikçe ve hakem müessesesinin itibarı arttıkça içtimai hayatın maliyeti azalır.
Adli teşkilat ve muhakeme süreçleri pahalıdır. Adli teşkilatın maliyeti devlete, yani halka fatura edilmektedir. Halk, kendi aralarındaki ihtilafların halli için devlet vasıtasıyla adli teşkilat kurmak zorunda kalmakta, bunun maliyetini tabii olarak kendi (vergileri) karşılamaktadır. Halkın ihtilafları azaldıkça ve ihtilaflarını hakem müesseseleriyle halletme alışkanlıkları geliştikçe mahkemelere olan ihtiyaç azalacak, devletin giderleri ve halkın vergi mükellefiyeti gerileyecektir.
Halk, önce adli teşkilat kurulmasının maliyetine katlanmakta, sonra mahkeme masraflarını ödeyerek ikinci defa bir maliyetle karşılaşmaktadır. Oysa hakem müesseseleri ücretsiz kurulabileceği gibi ücret takdir edilse bile mahkemelerden daha az maliyetli olur.
İhtilafların azalması ve hakem müesseseleriyle halledilmesi, sadece adli teşkilatın maliyetiyle ilgili değildir. Mesela emniyet hizmetlerine doğrudan etkisi olacak, emniyet teşkilatının maliyetini azaltacaktır.

4-Siyasi faydaları
Siyaset ve tabii ki devlet için içtimai hayatın deveranı ve ihtilafları ciddi bir faaliyet alanıdır. Devlet, bunun için sayısız teşkilat kurmak zorunda kalmaktadır. Adliye ve emniyet teşkilatı ilk akla gelenlerdir ama bunların dışında da yüzlerce teşkilat bu işlere hasredilmektedir.
Halkın ihtilaflarını kendi aralarında halletmesi, yani hakem müesseseleriyle çözmesi, devletin sırtından büyük bir maliyet ve mesaiyi kaldıracaktır. Maliyetin azalması iktisadi bir meseledir, mesainin azalması ise devleti rahatlatacak ve mesela hariciye siyasetine daha fazla ehemmiyet verme imkanına sahip olacaktır. Devlet, içeride ne kadar az mesai harcarsa, dışarıya o kadar fazla mesai ayırır. Büyük devlet ya da küçük devlet olmanın denklemlerinden birisi, içerideki meşguliyet ile dışarıdaki meşguliyetin dengesinde gizlidir. Dünya devleti olmanın ön şartı, içerideki meşguliyetin asgari seviyeye inmesidir.

5-Medeni faydaları
Medeniyet hukuksuz olmaz ama medeniyeti inşa eden asli kaynak ahlaktır. Ahlak mücerred olarak insanların kalbine sirayet etmelidir ama medeniyet inşası ahlaki müesseselerle kabildir. Bir cemiyette ahlaki müesseseler ne kadar yaygınsa, hukuki müesseseler o nispette azalır, ihtiyaç olmaktan çıkar.
Medeniyet, tabiatı itibariyle nazik, zarif ve asildir. Asaletin kaynağı ise ahlaktır, ahlaki derinliktir, ahlaki çerçevedeki feragattir. Ahlak, muhakkak ki öncelikle fertlerin iç alemindeki kıymetin adıdır ama içtimai tezahürleri çok yoğundur. İçtimai tezahürü olmayan ahlakın, varlığını iddia etmek kabil değildir.
Ahlakın içtimai müessiriyeti, ahlaki müesseselerle mümkündür. Başka bir ifadeyle ahlakın müessiriyeti, önce ferdin ruhi derinliklerinde gerçekleşir, sonra fertlerin içtimai hayatta faaliyetleri ve davranışlarıyla…
Medeniyetin en kısa tarifi, müesses ahlak nizamıdır. Ahlakın, tüm cemiyeti ve tüm içtimai münasebetleri kuşatacak çapta müesseseleşmesiyle kabildir. Bugün itibariyle hakem müessesesi, ahlakın müesses nizamını inşa edecek teşkilatlardan birisidir.

BU TÜR MÜESSESELER NEDEN KURULAMIYOR?
Bu tür müesseselerin neden kurulamadığının izah edilmesi şart, zira neden kurulamadığı izah edilmezse, kurulabilmesinin yolu da açılamaz. Fikirteknesi külliyatında uzun izahları olan bu meselelere kısaca temas edelim.

*Zihni işgalin derinleşerek devam etmesi
Batı, son birkaç asırdır insanlığın tüm kültürlerini ve medeniyetlerini barbarca imha etti. İnsanlığın tüm kültür ve medeniyetlerini imha etmekten öte geçti ve her birini arkeolojinin mevzuu haline getirdi, böylece tarihe mahkum etti ve tarihi eser yaftası yapıştırdı.
Müslümanlar da bu zulümden payına düşen hisseyi aldı. Türkiye, hilafet ve medeniyet merkezi olduğu için dünyadaki en ağır zulümlerden birisini yaşadı. Tarihiyle tüm bağları koparıldı, alfabesinden lisanına kadar her şeyi değiştirildi ve batının bilim ve kültürü tek alternatif haline getirildi. Ülkenin İslam ile irtibatı kesilip kitaplar yasaklanınca halk, biraz da hurafelere bulanmış olan inancını sözlü kültürle muhafaza etti.
Batı bilim (ilim değil) ve kültürü tarafından işgal edilen zihinler, İslami-medeni müesseseleri anlamaktan aciz hale geldi. Batı, bilim ve kültürüyle zihinleri işgal ederken, müesseseleriyle de hayatı işgal etti. Zihinlerle birlikte hayat da işgal edilince, her iki alanda da boşluk kalmadı. Zihinde ve hayatta boşluk olmayınca, İslami-medeni müesseselere anlama ihtimal ve iktidarı da kalmadı.

*İhtiyaç hissedilmemesi
Müslümanların zihni evrenleri batı bilimi ve kültürü tarafından, hayatı da batılı kuruluşlar tarafından işgal edilince, İslami-medeni müesseseleri anlama iktidarıyla birlikte ihtiyaç hissi de bitti. Bu nokta çok ağır bir kalbi-zihni marazdır. Faizin haram olduğunu bildiği halde bankadan kredi alan Müslüman, faizsiz bir müesseseye, mesela karz-ı hasen müessesesine ihtiyaç duymayacak kadar hassasiyetini yitirdi.
Zihni ve hayatı işgal edilen Müslümanların İslami-medeni müesseselere ihtiyaç hissetmemesinin bir sebebi de, mevcut hayat altyapısının başka türlü olabileceğine dair kanaatini kaybetmiş olmasıdır. Hayatın altyapısının İslami esaslarla yeniden inşa edilebileceğine dair ümitsizlik, batılı müesseseler tarafından işgal edilen hayata mahkumiyetin sebeplerinden birisidir.
Müslümanların, yeni bir cemiyet ve yeni bir hayat inşa edebilmesi için öncelikle iç alemlerinde kalbi inkılabı gerçekleştirmeleri gerekiyor. Bununla birlikte, başka bir hayatın mümkün olduğunu gösterecek müessese tekliflerinin ortaya konulması da hayati derecede mühimdir. Bir taraftan kalbi arınma diğer taraftan başka ihtimalin varlığının gösterilmesi, yeniden dirilişin veya yeniden inşa faaliyetinin başlamasını mümkün kılacaktır. İhtiyaç hisseden Müslümanlar, aynı zamanda mümkün olduğunu da görmelidir.

*İnşa fikrinin olmaması
Başka bir hayat, yani yeniden İslami hayat… Bunu gerçekleştirmenin birçok şartı var ama bir şart çok mühim; inşa fikri… Her şeyimizin işgal edildiği bir çağda, her şeyi yeniden inşa etmek mecburiyetindeyiz. Her şeyi yeniden inşa etmek… Öyleyse “inşa fikri” şart…
“İnşa fikri”, müstakil fikirlerden değildir. Neyin inşa edileceğinin bilinmesi gerekir ki, inşa fikri olsun. İnşa fikrinin müstakil fikirlerden değil, mütemmim fikirlerden olması, esas fikriyatın bulunması şartına bağlıdır. Mesela medeniyet tasavvuru, mesela devlet tasavvuru, mesela cemiyet tasavvuru ila ahir…
İnşa fikrinin telif edilememesinin temel sebebi, mütemmim fikir cinsinden olmasıdır. Temel meseleler ve tasavvurlar olmayınca inşa fikri üretilememektedir. Hatta temel fikriyat olmadığı için “inşa fikri”, ilim ve tefekkür ehlinde bile ihtiyaç haline gelmemektedir. İnşa fikri olmadığında yeni müesseseler inşa etmek ne mümkün… Yeni bir şeyler her zaman yapılır ama mesele İslam’ın mana haznesinin hayatta tecessüm etmiş hali olan müesseselerden bahsediyoruz. Mevcut müesseselerin bir tarafının değiştirilerek yenilenmesi veya benzerlerinin kurulması değil kastımız. Mevcut müesseseler üzerinde çalışmak, batılı zihin ve hayatı, yine batılı temel şablonlar üzerinden batılı gibi yenilemek anlamına gelir.

*Kurucu şahsiyetlerin yetişmemesi
İnşa fikrinin olmadığı yerde “kurucu şahsiyet”lerin yetişmesi muhaldir. Her nesilde kurucu istidatlara sahip çok sayıda insan vardır, hayat bu insanların istidatları tarafından taşınır. Kurucu istidatlara sahip insanlar, hayatın mevcut şartlardaki akışının dışına çıkacak mizaç hususiyetlerine sahiptir ve yeni bir şeyler yapabilir. Fakat bunların, İslami hayatın altyapısını inşa etmek için istihdam edilmesi, ancak inşa fikrinin olması ve kuşanılmasıyla mümkündür.
Kurucu istidatlara sahip insanlar her nesilde olur. Bunlar tabii zenginlik cinsindendir. Mesele, tabii olanla kesbi olanın vuslatını gerçekleştirmek, kurucu istidat ile inşa fikrini aynı şahsiyet terkibinde eritmektir.
Yeni İslam çağının anahtarı, inşa fikri ile kurucu şahsiyettedir. İnşa fikri olmayan kurucu istidatlar, haritasız kaptan gibidir, nereye gideceğini bilmez. Kurucu istidadı olmayan ama inşa fikrine malik olan kaptan ise elinde harita limanda kumanda edeceği gemi beklemektedir. Kaptanın hem gemisi hem de haritası olmalıdır.
Kurucu istidatlara sahip olan insanlar, inşa fikriyle teçhiz edilmediği için zayi oluyor. İnşa fikri ile kurucu istidatlar buluşamadığı için Medeniyet Akademisinin telif ettiği çok sayıda müessese fikri nazari çerçevede bekliyor. İçinde yaşadığımız çağ, en küçük zerrenin bile istiklal ilan ettiği, hayatın altyapısını oluşturan terkiplerin çözülüp dağıldığı şartlara sahip. İstidat müstakil, fikir müstakil, kadro müstakil… Vuslat vaki olmuyor, inşa süreci başlamıyor.

İKİNCİ KISIM-ÇEŞİTLERİ

*Hukuki hakem müessesesi
Hukuki mahiyette hakem müessesesi kurulması mümkündür. Mer’i mevzuat, “tahkim” başlığı altında bu müessesenin kurulabilmesi için alan açmıştır. Mer’i (yürürlükteki) mevzuat, hakem müessesesini tanıdığı için, hukuki mahiyette kurulması, kararlarının mahkeme ilamı mahiyetinde olması, tabii olarak mahkeme ilamlarının müeyyidesini kullanması mümkündür. Bu imkan, mevcut hukuk tarafından tanınmıştır.
Mer’i hukuk bu imkanı tanırken, hakem müessesesinin muhakemesinde hangi hukuku veya hangi kaideleri tatbik edeceğine dair amir bir hüküm ihtiva etmemekte, hatta bu noktayı boş bırakmaktadır. Özet olarak hakem müessesesi, istediği hukuku, bu arada İslam hukukunu tatbik edebilir. Bu meselenin tercümesi şudur; özel hukuk alanında Şeriat mahkemelerini kurabiliriz.
Hukuki mahiyetteki hakem müesseselerinde, hakem kararı mahkemeye tescil ettirilmekte ve mahkeme kararı haline gelmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, hakem kararının mahkeme tarafından onaylanması değil, tescildir. Mahkeme, hakem kararının üst mercii, yani onay mercii değildir, sadece sicil müessesesidir. Mahkeme tescil ettikten sonra hakem kararı mahkeme ilamı haline gelmekte ve mahkeme ilamının faydalandığı tüm hukuki müeyyidelerden faydalanmaktadır.
Hukuki mahiyetteki hakem müesseselerinde hassas olmak ve teferruatlı düzenlemeler yapmak gerekir. Zira bu tür hakem müesseseleri mahkeme gibi yargılama yapma yetkisine sahiptir. Tarafların müşterek talebi halinde ihtilafa tatbik edilecek hukuk İslam hukuku, ihtilafın çözümünde takip edilecek usul de İslam muhakeme hukuku olduğu için mesele hassasiyet ve hususiyet arz etmektedir.

*Ahlaki hakem müessesesi
Ahlaki mahiyetteki hakem müessesesi, doğrudan ahlaki tatbikatla ilgilidir. Ahlaki tatbikat, tamamen karşılıklı rızaya dayalı ve barışmaya dönük bir sulh müessesesidir. Bu sebeple teşkili de meseleleri halletme usulü de kolaydır.
Ahlaki hakem müessesesi kolay kurulup kolay çalıştırılmasından dolayı yaygın bir müessese haline getirilebilir. Zira şekli şartları fazla olmayan, esasen tarafların rızasına dayalı, itimat edilebilir bir hakem riyasetinde her zaman her yerde kurulabilir. Ahlaki mahiyetteki hakem müessesesinin bu özelliği, bir vakit namazı çıkışında caminin müştemilatında tarafların ve hakemin hazır olmasıyla bile teşkil edilebilir.

ÜÇÜNCÜ KISIM-TATBİKAT

*Müstakil hakem müesseseleri
Dernek ve vakıf gibi teşkilatlar bünyesinde hakem müesseseleri kurulabilir. İslam hukukunda ehliyet ve liyakat sahibi insanlardan hakem heyetleri teşkil edilebilir ve halkın her kesimine hizmet verebilir. Meselenin mevcut (mer’i) mevzuat cihetiyle ilgilenmesi için bir de avukat bulundurulur, böylece müessese ikmal edilmiş olur.
*
Türkiye’de Müslümanların hala kanunlarda yazılı haklarını kullanmaktan korktuklarını görmek çok hazindir. Yirmi sekiz şubat sürecinde anlaşılabilir olan bu durum, bugün için tamamen anlamsızdır. Kanunda yazılı haklarını kullanmaktan çekinenler, korku tarafından işgal edilmiş insanlardır. Bu insanların yetkili mercilerde olması ise çok daha vahimdir.
Hakikati canı pahasına söylemesi gereken müftüler, kanunda yazılı haklarını kullanmaktan dolayı bugün bile korkuyorlar. Camilerin müesseseleştirilmesi projesi için diyanet teşkilatında yaptığımız görüşmelerden edindiğimiz intiba ve tecrübeye dayanarak söylüyoruz. Ülkedeki mevcut kadroların zihni evreni ciddi şekilde zapt altına alınmış durumdadır. İnşa sürecinin bir türlü başlayamamasının temel sebeplerinden birisi de budur. Mevcut kadroların yerine yeni nesil kadrolar gelene kadar maalesef ümitvar olmak da çok zor.
Müstakil hakem müesseselerinin kurulması ve doğrudan halka hizmet etmesi için şartlar müsaittir. Müsait olmayan, mevcut kadroların zihni evrenindeki korku veya tutukluluktur. Erdoğan’ın her defasında “cesaretli davranın” türünden beyanlarda bulunmasına rağmen korkunun ruhları sardığını görmek, mevcut kadrolarla bu işin olmayacağını gösteriyor.

*Mevcut kuruluşların bünyesindeki hakem müesseseleri
Mevcut kuruluşların bünyesinde hakem heyetleri oluşturulabilir, o kuruluşların üyeleri ve üyelerle halka arasındaki ihtilafları karara bağlayabilir. Bünyelerinde kuracakları hakem heyetleri ile kuruluşlar, hem üyeleri nezdinde hem de halk nezdinde daha fazla müessiriyet kazanabilir. Böylece hakem müessesesi, hem mevcut kuruluşların itibarından faydalanarak müessiriyet kazanır hem de bünyesinde bulunduğu kuruluşlara müessiriyet kazandırır.
*
Ticaret ve sanayi odaları, esnaf odaları, serbest meslek odaları gibi halkın ciddi bir kesimini oluşturan kuruluşlar, bünyelerinde teşkil edecekleri hakem müessesesi ile halkın belli bir kesiminin ihtilaflarını mahkemeye taşımadan halletme imkanına kavuşur.
Meslek kuruluşları, hukuki mahiyet taşıyan hakem heyetlerini, itibar ve itimat sahibi olan kendi üyeleri arasından veya mer’i mevzuat için avukatlardan veya İslam hukuku için Diyanet teşkilatından seçecekleri şahsiyetlerle kurabilirler.
*
Diyanet İşleri Başkanlığı, müftülüklerde ve camilerde hakem heyetleri oluşturabilir, muvakkat veya daimi hakem müesseseleri kurabilir. Camilerin bünyesinde ahlaki mahiyet taşıyan hakem heyetleri oluşturulabilir, müftülüklerin bünyesinde ise hukuki mahiyet taşıyan hakem müesseseleri kurabilir. Diyanet teşkilatının bir görevi de zaten insanların aralarındaki ihtilafları, ruhi ve içtimai tortu bırakmayacak şekilde halletmektir. Keza bu işi zaten yapıyorlar, insanlar müftülere gidiyor ve ihtilaflarını anlatıyor, müftüler de ihtilafı çözüyor ve taraflara izah ediyor. Yapacakları ilave iş, hakem müessesesini kurmak ve mer’i mevzuattaki şartlara uyarak, verdikleri kararı mahkemeye tescil ettirecek çerçeveye kavuşturmaktır. Zaten yapmakta oldukları işi geliştirmekten aciz bir kadro ile doldurulan diyanet teşkilatı, sahip olması mümkün müessiriyete bir türlü kavuşamıyor. Oysa diyanet teşkilatı, cemiyetin inşasında birinci derecede mesuliyet taşıyan, yani taşıması gereken kuruluştur.

DÖRDÜNCÜ KISIM-MEVZUAT

*Çift hukukluluk meselesi
Müslümanlar bugün itibariyle çift hukuklu bir hayat yaşıyor. Bir tarafta mer’i hukuk namluyla icbar ediliyor diğer tarafta iman ettikleri İslam’ın riayet etmek istedikleri hukuku önlerinde duruyor. Müslümanlar hayatı yaşarken, bir taraftan Şer’i Şerife uygun olup olmadığını, diğer taraftan mevcut hukukla başının belaya girip girmeyeceğini tetkik etmek zorunda kalıyor. Çift hukukluluk veya çift hukuka riayet ederek yaşanacak bir hayat, çok ağırdır. Bu kadar ağır bir hayatı hakkıyla yaşayabilmek kuvvetli insanların işidir. Nitekim Müslümanların çoğunluğu, mevcut (mer’i) hukuku kanıksamış haldedir.
İslam hukuku, resmi olarak Kemalist devrimlerle ilga edildi. Resmi olarak ilga edilmesine rağmen halk, uzun müddet Şeriat-ı Ahmediye’ye riayet etti, etmeye gayret gösterdi. Fakat üç-beş nesil değişip de bugüne gelindiğinde mevcut hukuk kanıksandı ve Allah muhafaza Şeriat’a (İslam hukukuna) bir çok sahada neredeyse ihtiyaç hissedilmez oldu. Bu şekilde birkaç nesil daha devam ederse, İslam hukukuna hiçbir konuda ihtiyaç hissedilmeyecek gibi görünüyor.
Bir berzahtayız, ya mevcut hali tamamen kanıksayacağız ya da yeniden İslam’a döneceğiz. İslam’ın resmi tatbikatı zaman alacak olsa bile en azından İslam’a ihtiyaç duyacak bir zihni ve kalbi evrene dönmemiz şart. Bunun yolu, İslam hukukunun tatbikatıdır.
İslam hukukunu resmi olarak tatbik etme imkan ve iktidarına sahip değilsek, en azından kendi aramızdaki ihtilaflarımızı İslam’a, İslam hukukuna nispetle halledecek müesseseler ihdas etmeliyiz. Hakem müessesesi, ihtilaflarımıza İslam hukukunu veya İslam ahlakını tatbik edebileceğimiz bir müessesedir ve bu müessesenin mevcut hukuk tarafından kurulması mümkün kılınmıştır.

*Şeriat-ı Ahmediye (Fıkıh müktesebatı)
Hukuki mahiyette kurulacak hakem müesseselerinde doğrudan Fıkhın tatbik edilmesi imkanı var. Özel hukuk alanında olmak üzere Şeriat mahkemelerini, mevcut hukukun “tahkim müessesesi” çerçevesinde kurmak mümkün…
Fıkıh müktesebatımızın tatbik edileceği hakem müesseselerinin kurulması, fıkhın inkişafını mümkün kılaca ve mevcut meselelere çözüm aranmasını sağlayacaktır. Bu durum, bir-iki asırdır yerinde duran veya çok yavaş ilerleyen inkişafını güçlendirecek ve canlandıracaktır. Böylece İslam hukuku, yeniden hayatın altyapını inşa etme imkanına kavuşacaktır.

*Mer’i mevzuat
Mer’i (mevcut) hukuk, tahkim müessesesiyle halka bir alan açmıştır. Bu alanda halk, kendi ihtilaflarını kendisi halledebilme imkanına sahiptir. İhtilafın tarafları, bir hakem seçtiğinde, o hakemin ihtilafa dair yargılama yapma ve karar verme yetkisi vardır. Verilen karar mevcut mahkemelere tescil ettirilerek “ilam” mahiyeti kazanmakta ve mevcut hukukun tüm müeyyidelerinden faydalanmaktadır.
Kurulacak hakem müessesesinin bu gün itibariyle mevcut hukukun açtığı saha ile sınırlı olması gerekiyor. Bu ihtimalde mevcut hukukla çatışma yaşanmayacağı gibi mevcut hukukun müeyyidelerinden de faydalanma imkanı olacaktır. Bu sebeple başlangıç olarak mer’i hukukun açtığı sahada kurulması ve o çerçevede yargılama yapması gerekir.
Mevcut hukuk, tahkim müessesesiyle açtığı alanda, halkın kendi ihtilaflarını kendisinin istediği gibi çözmesini mümkün kılmakta, mesela ihtilafların hallinde fıkhın tatbik edilmesini engellememektedir.

*Tatbik edilecek muhakeme hukuku
İster hukuki mahiyetteki hakem müesseseleri isterse ahlaki mahiyetteki hakem müesseseleri olsun, neticede bir muhakeme işi yapılacak, bir karar verilecektir. Ahlaki mahiyetteki hakem müesseselerinde muhakeme usulüne fazla ihtiyaç olmadığı düşünülse de, yoğun olmamakla birlikte onlarda da muhakeme usulüne ihtiyaç var.
Meselenin hakikati itibariyle “esas” “usul”den kıymetlidir ama usul esasa mukaddemdir. Usul olmadan esasa vusul olmadığı için usul daha mukaddem kılınmıştır. Esas, adalettir ve kıymetli olan budur. Fakat usul, adaletin tespit, tevzi ve tatbikat yoludur, yol olmadan menzil olmayacağı için usul, esasın mütemmim cüzüdür.
Hakem müesseselerindeki usul meselesi, Türkiye’nin mevcut hali dikkate alındığında hususiyet arz eder. Bir tarafta mer’i hukuk ve onun muhakeme usulü var diğer tarafta İslam hukuku (fıkıh) ve onun muhakeme usulü var. Mer’i hukuk maddi müeyyideye sahip olan bir zaruret, fıkıh ise Müslümanların meselelerini halletmek istediği asli hukuk…
*
Hukuki mahiyet taşıyan hakem müesseselerinde fıkhın muhakeme hukuku tatbik edilebilir. Mer’i hukukta (meseleyi tanzim eden Hukuk Muhakemeleri Kanununda) buna mani olan bir hüküm yoktur.

BEŞİNCİ KISIM-MER’İ MEVZUAT
Hukuk Muhakemeleri Kanununun; “On birinci Kısım”daki TAHKİM başlığı altında tanzim edilen 407 ile 444 maddeleri hakem müessesesinin mer’i mevzuattaki altyapısı ve kaynağıdır. Bu kanunda yapılan tanzim, bahsini ettiğimiz hakem müesseselerini mevcut kanuna rağmen değil, mevcut kanun çerçevesinde kurma imkanı vermektedir. Bu durum; mevcut mevzuat bakımından hukuk emniyetini sağlayacak bir altyapıdır.
Hukuk Muhakemeleri Kanunundaki tahkim müessesesi, yeni değildir, daha önceki kanunda da mevcuttur. Öteden beri böyle bir imkan olmasına rağmen hakem müessesesi hiç gündeme gelmemiştir. Zaten kanunun ilgili maddeleri de pek tatbik edilmemiş, bir anlamda kadük kalmıştır. Mevcut kanunlardaki hakları ve imkanları anlamaktan ve tatbik etmekten aciz halde yaşadık onlarca yıl. Siyasi hakimiyetin Müslümanların eline geçtiği bugün bu hakları kullanmak ve yeni müesseseler inşa etmek zamanı gelmiş olmalıdır. Yirmi sekiz şubat sürecinde İslam hukukunun tatbik edileceği bir hakem müessesesinin kurulmasının zorluğu malumdur ama bugün kurulamaması, siyasi şartlarla ilgili olmayıp, idrak zafiyetiyle ilgili olsa gerektir.

SON SÖZ
Hakem müesseseleri, dergimizin daha önceki sayılarında neşredilen “Caminin müesseseleştirilmesi” projesi çerçevesinde düşünüldüğünde; ahlaki mahiyet taşıyan misaliyle tüm camilerde, hukuki mahiyet taşıyan misaliyle her şehrin bazı camilerinde ve müftülüklerinde kurulabilir. Ahlaki mahiyet taşıyan hakem müessesesi, tamamen rızaya dayalı olduğu ve helalleşmeyle neticelendiği için her camide kurulması ve idaresi mümkündür. Hukuki (Şer’i) mahiyet taşıyan hakem müesseseleri ise ehliyet ve liyakat sahibi fakihleri zaruri kıldığı için birkaç camide ve Müftülüklerde kurulabilir. Cami ve müftülük bünyesinde kurulacak hakem müessesesi, kaçınılmaz olarak Diyanet İşleri Başkanlığının izin ve tasarrufuna bağlıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı meseleye alaka göstermezse, Müslümanlar kendi aralarında ve müstakil olarak hakem müesseselerini kurabilirler.
Hakem müesseselerinin camilerde kurulması, camilerin müesseseleştirilmesi projesi için çok ciddi ve tesirli bir teşebbüstür. İnsanların (mahalle sakinlerinin) ihtilaflarını camilerde halletme itiyadı kazanması, camiyi mevcut durumundan çıkarır ve bir anda içtimai hayatın karargahı haline getirir.
Modern hayatın en vahim neticelerinden birisi, hakem müesseselerinin yok edilmesidir. Ne kadar vahim bir hata yaptıklarını asırlar sonra gören batı, hakem müesseselerini inşa etmeye çalışmakta, Türkiye ise kadim müktesebat ve tatbikatımızdan değil, batıdaki gelişmelerden etkilenerek “tahkim müessesesini” mevzuatına almaktadır. Utanç verici bir durum…
Ahlaki mahiyete sahip hakem müessesesi, son yirmi-otuz yıla kadar Anadolu’nun her mahalle ve köyünde mevcuttu. Her mahalle veya köyde bir akil veya arif veya alim bir zat olurdu, insanlar ihtilaflarını ona götürürdü, o da meseleyi karara bağlardı. Taraflar o şahsiyete müracaat ettikleri için vereceği karara baştan itimat etmiş, kanaat getirmişti. Böylece ihtilaflar, rızaya dayalı olarak halledilmekte ve husumete dönüşmemekteydi. Şimdiki mahkemeler ise ihtilafları halledemediği gibi husumeti derinleştirmektedir.
Buradan anlaşıldığı üzere, Osmanlı-İslam medeniyetinin inşa ettiği içtimai bünye, hala gerilemeye devam etmektedir. Maddi sahalardaki bazı gelişmeler meselenin esasını perdelemekte, ahlaki ve medeni gerilememizin hala devam ettiği görülmemektedir. Gerek hukuki mahiyetteki gerekse ahlaki mahiyetteki hakem müesseselerinin kurulması, gerilemeyi durdurup, ilerlemeyi başlatacak müesseselerden birisidir.

NOT-1)Burada yayınlanan dosya, mevzu hakkındaki çalışmalara dair özetin özeti mahiyetindedir.
NOT-2)Medeniyet Akademisi bünyesindeki “Medeniyet Şehri Araştırmaları Merkezi”, meseleye dair tetkik ve telif çalışmalarına devam etmektedir. Çalışmalarımız kitaplık olarak yayınlanacaktır.
NOT-3)Medeniyet Akademisi, Hakem Müesseselerinin kuruluş ve idaresi ile ilgili her türlü yardım talebini karşılamayı, manevi mesuliyeti olarak kabul ve taahhüt eder. Tek ihtirazi kaydımız, istismardır, samimi her türlü talep ve teşebbüs tarafımızdan desteklenecektir.
MEDENİYET AKADEMİSİ BAŞKANI
HAKİ DEMİR

Share Button