RAPOR-5-KARZ-I HASEN MÜESSESESİ

TAKDİM

Karz-ı Hasen, ihtiyacı olana borç vermek, borçluyu rahatsız etmemek, mali durumu iyi olmayan borçluya ihtiyacı kadar mühlet tanımak, onun şahsiyetini rencide etmemek… Istılahta bu ve benzeri şekillerde tarif ve ifade ediliyor. Kaynakları Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’dir. Her iki kaynakta zikredilen, tavsiye ve teklif edilen ahlaki, iktisadi, içtimai bir ibadettir.
Kuşatıcı (üst) mefhumlardan olan “İnfak” çeşitlerinden biridir. Günümüzde unutulmuş görünen infak türüdür. Günümüzde infak mefhumu sadece karşılıksız yardımlar (sadaka) şeklinde anlaşılır hale geldi. Bu durum, sistem çapında düşünme zafiyetinden kaynaklanan bir neticedir.
İnfakın çeşitlerinden biri olan “karşılıksız yardım” mahiyeti taşıyan sadaka, mağdur insanlar için söz konusudur. Çalışma imkanı olanlara karşılıksız yardım yapmak, ataleti (tembelliği) davet eder. Oysa atalet, İslam’ın şiddetle reddettiği bir mizaç ve ahlak özelliğidir. İslami müesseselerin içinde hususi bir yeri olan sadaka ile ataletin yaygınlaşmasını temin etmek, İslam ile İslam’a aykırı neticeler üretmektir. Buna sebep olmak, İslam’ı en seviyesiz ve en kötü şekilde anlamaktır. İslam’ı en çirkin şekilde anlamanın misali, İslami ölçülerle, İslam’ın maksadına muhalif neticeler elde etmektir.

Günümüzdeki sadaka (karşılıksız infak) müesseselerinin çokluğu ve yaygınlığı, İslam’ın doğru anlaşılmadığını gösteriyor. Fakat aynı zamanda Müslümanların samimiyetini ve cömertliğini de gösteriyor. Fikir ve ilim adamlarının tefekkür zafiyeti, İslam’ı doğru anlamak ve müesseseleri inşa etmekten aciz hale getirdi. Öyleyse yapılması gereken iş, fikir ve ilim adamlarının, medeniyet müesseselerimizi yeniden inşa etmenin fikriyatını üretmesidir. Karz-ı Hasen müessese fikri çalışmamız, bu maksada matuf bir gayrettir.
*
Karz-ı Hasen, öncelikle cemiyetin orta sınıfını ayakta tutacak bir müessesedir. Cemiyetin mağdurlarını ve fakirlerini ayakta tutmak için müesseseler kurmak lüzumu açıktır fakat orta sınıfı da ayakta tutmak için müessese teklifleri üretmek şarttır.
Orta sınıfını ayakta tutamayan cemiyetler varlıklarını devam ettiremezler. Orta sınıf, cemiyetin iskeletidir. Orta sınıf çöktüğünde ve yok olduğunda, cemiyet, zenginler ve fakirlerden meydana gelmeye başlar. Bir cemiyet, sadece zenginlerden ve fakirlerden müteşekkil hale gelirse, kesintisiz bir çatışma iklimi doğar.
Ülkede karşılıksız yardım olan infak için binlerce dernek ve vakıf kurulmuş olmasına rağmen, Karz-ı Hasen için tek bir müessesenin bile kurulmamış olması calib-i dikkattir. Mevcut vakıf ve dernekleri idare eden, oralarda gönüllü çalışan on binlerce insan, orta sınıfa mensuptur. Mağdurların yardımına koşan on binlerce orta sınıf insan, kendileri için bir şeyler yapamıyorlar. Bu durum, idrak zafiyetinden başka bir şeyle izah edilemez.
*
Karz (borç verme) ve karz-ı hasen (güzel borç verme) İslam tarafından mühim bir içtimai ve iktisadi müessese olarak kabul edilmiş ve şiddetle tavsiye edilmiştir. Faizin haram kılınması ile onun işgal ettiği içtimai ve iktisadi hayat alanı, borç ve güzel borç ile tanzim edilmiştir. Paranın tedavülü faiz kanalına girmeden mümkün olmalıdır. Hususen orta sınıfın nakit ihtiyacı faizsiz borçlanma yoluyla karşılanabilmelidir. Kapitalist iktisadi sistemde borç, faizsiz olmaz. Medeniyetimizin içtimai ve iktisadi hayatını inşa etmenin zorluklarından birisi, kapitalist iktisadi sistem içinde yaşıyor olmaktır. Bu sistem içinde, medeniyet ve hayat mecralarımızı açmak, kapitalist kültürün ürettiği “faizli gerçeklikten” çıkarak başka bir gerçeklik (faizsiz gerçeklik) üretebilmekle mümkündür. Hem halkımızı faiz illet ve haramından muhafaza etmek hem de kendi medeniyetimizin ve medeni hayatımızın nezih misallerini insanlara göstermek şart.
*
Halkımızın birbirine karz-ı hasen usulüyle borç vermeyecek kadar cimrileştiklerini veya paraya aşırı düşkünleştiklerini söylemek ucuz bir tespit olur. İnfak için tahsis edilen para miktarına bakınca, halkımızın ne kadar cömert ve diğerkam oldukları açıkça ortaya çıkıyor. Öyleyse aksayan nedir?
Meselenin aksayan boyutu, müesseseleşmeyi bilmememizdir. Başka bir ifadeyle “inşa fikrine” sahip değiliz. Diğer taraftan, “kurucu insan” kadrosu yetiştiremiyoruz. Aksayan noktayı daha derinlerde aramak gerekirse, “tefekkür istidadını” kaybettiğimizi söyleyebiliriz.
Aklımız gözümüzde mi bizim? Birileri bir müessese inşa ettiğinde, herkes o müesseseyi tekrarlıyor. İnfak müesseseleri kurulup ciddi bir boşluğu doldurduğu görülünce, herkes o müesseseden kurmaya başlıyor. Kurmalarına itirazımız tabii ki yok. Lakin hayatın başka alanlarında da ihtiyaçlar ve problemler var. Hayattaki en küçük münasebeti bile müessese haline getirmeli değil miyiz? Hayatı kuşatacak, tüm alanlarına nüfuz edecek, her ihtiyacı karşılayacak sayısız müesseseye ihtiyacımız yok mu? Binlerce infak müessesesi kuruluyor ama bir tane karz-ı hasen müessesesi kurulmuyor. Bu durum karşısında ne düşünmeliyiz?
Tefekkür zafiyeti olduğunu söylemekten başka bir tercih imkanımız var mı? Parça fikirlerle meşgul olmak, kendi medeniyetimizi inşa etmeye kafi mi? Parça fikirler, medeniyet gibi devasa bir fikriyat gerektiren “Yeni Türkiye” hamlesini gerçekleştirmeye yeter mi?
Sistem çapında düşünebilme maharetine kavuşmalıyız. Aksi takdirde devleti yönetmeyi ncak bir iktidar tatmini olarak anlamaktan ibaret bir ucuzluğa mahkum oluruz.
*
Kadim medeniyetimiz yirminci asırda tasfiye edilmişti. Şimdi batı uygarlığı da kendi kendine çöküyor. Dünya, yakın bir gelecekte ciddi bir medeniyet açlığı içinde kıvranacak. Son bir kaç asırdır batı uygarlığı dünyaya hakimdi fakat öyle dehşetengiz bir uygarlıktı ki, yirminci asırda meydana gelen katliam, muhtemelen insanlık tarihinin toplam katliamına denktir. Bu katliam yekunu, kapitalistiyle, sosyalistiyle batı uygarlığının eseridir. Kadim medeniyetimiz ve medeni hakimiyetimiz olmadığı bir dünya, tam bir vahşet sahasıdır. Son birkaç asırlık batı uygarlığı gösterdi ki, beşeri uygarlık formları barışı temin etmiyor, aksine geliştirdiği teknoloji ile katliamın çapını büyütüyor. Öyleyse kadim medeniyetimiz sadece milletimiz için değil, tüm dünya için bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacı karşılamak mesuliyeti ise Türkiye’nin sırtında…
Türkiye, insan ve hayata dair meseleleri, medeniyet çapında düşünmek mecburiyetindedir. Kadim medeniyet kaynaklarımızda, sayısız müessese numunesinin keşif, telif ve tesis edildiğini biliyoruz. Kadim medeniyetimizi, bir taraftan ihya ederken diğer taraftan yeni baştan inşa etmenin eşiğindeyiz. Her Ayet-i Kerime’den, her Hadis-i Şerif’ten bir müessese istihsal etmeli, numunesini geliştirmeli, tatbikini yapabilmeliyiz.
Yeni medeniyet inşasının eşiğinde olduğumuz bu gün, Türkiye’nin en fazla ihtiyacı olan düşünce çeşidi, “inşa fikridir”. İnşa fikri olmadan medeniyet inşa etmeyi düşünmek veya konuşmak, gevezelikten öteye geçmez. İnşa fikrine sahip olabilmek için bir MEDENİYET TASAVVURUMUZ olmalıdır. Topyekun bir medeniyet tasavvuru olmadan, hangi müesseseye ihtiyacımız olduğunu anlamayız. İhtiyaç duyduğumuz müesseseyi, medeniyet anlayışı içinde mevzilendiremeyiz. İnşa etmeye çalıştığımız müessesenin salahiyetini, mesuliyetini, sınırlarını, işgal ettiği alanı vesaire bilemeyiz. Sadaka müessesesinin bu kadar yaygınlaşması misalindeki vahim durum anlaşıldığında, ne söylemeye çalıştığımızın farkına varılır. Bütün bunlar olmadığında ise, “inşa fikri” üretemeyiz. İnşa fikri olmayanların inşa faaliyetine başlaması, mezbahane mi hastahane mi yaptığını bilmeyen birinin inşaatın başına getirilmesi gibi acayip bir durumdur.
Başında bulunduğumuz yirmi birinci yüzyıl, Türkiye için inşa asrıdır. Öyleyse büyük devlet ve büyük millet olmanın yollarından birisi, inşa fikridir. İnşa fikrine sahip olmayanların yapabileceği fazla bir şey olmadığı anlaşılmalıdır.
*
Karz-ı Hasen müessesesi, “Medeniyet Şehri” fikriyatının ana sütunlarından birisidir. Karz-ı Hasen müessesesiyle örülmüş bir şehir; iflasların olmadığı, maddi kıymetler için kavganın çıkmadığı, insanların birbirini aldatmadığı ve dolandırmadığı asude bir hayata kavuşur.
Milletimizin cömertliği ve alicenaplığı, şehrin nakit ihtiyacını temin edecek kadar büyüktür. Mesele, cömertliğin müesses altyapısını kurmaktan ibarettir. Para trafiğini faizsiz şekilde sevk ve idare edecek müesseseler kurulmadığı için yaşanan sıkıntılar, aslında kolaylıkla halledilebilir cinstendir. Zor olan tefekkürdür ve eksik olan tefekkür ehline kıymet vermemek ve onları dinlememektir.
*
Bu dosyanın (projenin) hayata geçirilmesi için hazırlanan tatbikat planları şunlardır; kuruluş dosyası, eğitim programları dosyası, Karz-ı Hasen nizamnamesi (tüzüğü), yeni kanun teklifi… Medeniyet Akademisi kadroları bu dosyaları hazırlamaktadır.

FİHRİST

TAKDİM

A-FİKRİYAT
A-1-Karz-ı Hasen müessesesi nedir?
A-1-1-Karz-ı Hasen müessesesinin kaynakları
A-1-1-1-Ayet-i Kerimeler
A-1-1-2-Hadis-i Şerifler
A-1-2-Karz-ı Hasen müessesesi ve iktisat anlayışı
A-1-3-Karz-ı Hasen müessesesi ve cemiyet anlayışı
A-2-İhtiyaç
A-2-1-Ahlaki ihtiyaç
A-2-2-İktisadi ihtiyaç
A-2-3-İçtimai ihtiyaç
A-2-4-Siyasi ihtiyaç
A-2-5-Medeni ihtiyaç
A-2-6-Fikriyat ve Şehir Şurası

B-KURULUŞ
B-1-Kuruluş altyapısı
B-2-Kuruluş süreci
B-3-Teşkilat lüzumu
B-4-Kuruluş sürecinde Şehir Şurası

C-EĞİTİM
C-1-Karz-ı Hasen eğitim programı
C-2-Karz-ı Hasen teşkilat eğitim programı
C-3-Eğitimde Şehir Şurası

D-ÇEŞİTLERİ
D-1-Mahalle ve köylerde kurulacak Karz-ı Hasen
D-2-Vakıflar tarafından kurulacak Karz-ı Hasen
D-3-Şirketlerin sermaye ihtiyacını karşılamak için Karz-ı Hasen
D-4-Şirketler, kendi personeline dönük Karz-ı Hasen müessesesi kurabilir.
D-5-Zenginlerin hayır için tahsis edecekleri sermaye ile kurulabilir.
D-6-İçtimai kuruluşların bünyelerinde kurulabilir
D-7-Camilerin müesseseleştirilmesi projesi kapsamında kurulabilir
D-8-Kamu kuruluşu olarak Karz-ı Hasen müessesesi
D-9-Devletin mesuliyeti

E-HUKUK VE MEVZUAT
E-1-Mevcut (mer’i) kanundaki imkan
E-2-Dernekler kanunu “Yardımlaşma sandığı” hükümleri
E-3-Yeni kanun çıkarılması

EK-SEÇİME TESİRİ

Share Button