SEÇİM 2018 BEYANNAMESİ-MİLLETE HİTABE

SEÇİM 2018 BEYANNAMESİ-MİLLETE HİTABE

1-Dünyadaki tüm dengeler ve denklemler yıkıldı, yeni denge ve denklemlerin kurulması için şiddetli ve dehşetli bir mücadele devam ediyor.
2-Dünyanın batıdaki hakim kuvvet merkezleri zayıflıyor ve çöküyor, buna mukabil doğuda yeni kuvvet merkezleri inşa ediliyor. Zayıflayan ve kuvvetlenen merkezler arasındaki mücadele, hiçbir insani ve ahlaki sınır tanımaksızın sürüyor.
3-Son iki asırdır devam eden batının dünya hakimiyeti son buluyor, dünya yeni bir yol ve istikamet arıyor. Fakat batı, asırlardır hazırladığı açık ve gizli teşkilatlarla hakimiyetini korumak için ahlaksız bir mücadele yürütüyor.
4-Ahlak ve medeniyetin son temsilcisi olan Osmanlının yıkılmasıyla dünya kuvvet merkezleri; tüm insani ve ahlaki vasıflardan ve ölçülerden soyunmuşçasına birbirine saldırıyor. Masum milyonluk kütleler, hayvani bir hakimiyet kavgasında can veriyor.
5-Dünya; ahlaki ve medeni mesuliyet taşıyan tek bir ülkenin kalmadığı bir arenaya dönmüş durumdadır. Geçen bir asırlık tecrübe yüz milyondan fazla insanın katledildiğini gösteriyor. Anlaşılıyor ki; Osmanlıyla birlikte medeniyet yeryüzünden çekilmiştir.
6-İnsanlık; canhıraş bir şekilde ahlak ve medeniyeti temsil edecek bir millet bekliyor. İnsanlık; çaresiz gözlerle kurtuluş reçetesi sunacak bir ülke arıyor.
7-Biliyoruz; insanlık bizi arıyor, bizi bekliyor, bizim dirilişimizin hasretini çekiyor.
8-Öyleyse omuzlarımızda iki mesuliyet var; birincisi güzel ülkemizi dünyanın ahlak ve medeniyet karargahı haline getirmek, ikincisi insanlığa kurtuluş reçetesi sunmak… İnsanlığa kurtuluş reçetesi sunmak için öncelikle ülkemizi ahlak ve medeniyet karargahı haline getirmemiz şarttır.

Öyleyse dinle, aziz ve necip milletim;

1-Bir milletin varoluş altyapısını sağlayan temel meseleler vardır; vatan, millet, devlet, medeniyet gibi… Bunların muhtevası üzerinde ittifak sağlanmalı; fikri, siyasi, içtimai mücadeleler bu ittifak çatısı altında yürütülmelidir.
2-Vatan, millet, devlet ve medeniyet temel meselelerinin muhtevasında ittifak sağlanamayan ülkemizde; fikri, siyasi ve içtimai mücadele ve rekabetler, yıkıcı mahiyet kazanmıştır. İktidar mücadelesini; devletin yıkılması, milletin bölünmesi, vatanın parçalanması noktasına kadar götürenler vardır, CHP ve HDP bunların siyasi sahadaki iki temsilcisidir.

3-“Komünizm lazımsa onu da biz getiririz” diyecek kadar vatan, millet ve devlet üzerinde “özel mülkiyet” kuran “Eski Türkiye”nin vesayet merkezlerinin ilk katlettiği kıymet; mutabakat anlayışı, ahlakı ve kültürüdür. Bunlar mutabakattan bahsettiklerinde, kendi ilkelerinin hakimiyetini kastediyorlar. Zayıfladıkları, inisiyatifi ve iktidarı kaybettikleri bugün bile hala eski ezberlerini tekrarlamaktadırlar. Bunlarla mutabakat arayışı zaman kaybıdır ve esas işlerimizi engellemekte veya tehir etmektedir.
4-Eski Türkiye’nin vesayet mahfillerine ve operasyon merkezlerine dönük şiddetli mücadeleler yürüttüğümüz bugün, “karanlık aklın” tesirinden kurtulduğumuz nispette milletimizin yeniden varoluş süreci ilerlemektedir.
5-Vatanın asli sahipleri olan milletin kahir ekseriyeti; “Cumhur İttifakı” ile meseleye el koymuştur. “Cumhur İttifakı”, sadece partiler arasında yapılan bir siyasi ittifak değildir, aynı zamanda milletin kahir ekseriyetine şamil bir Milli ve İçtimai ittifaktır. Bu sebeple siyaset dışında bulunanlar da dahil olmak üzere millet evlatları; iş bu beyanname altında toplanmalı, 24 Haziran akşamı son oy da sayılana ve kayıt altına alınana kadar meseleyi takip etmelidir.
6-Bizim hayalini kurduğumuz Millet; birbiri için ölecek kadar derin bir iman ve mesuliyet ile mücehhez ve birbirine mensubiyet şuuru ile bağlı insan topluluğudur. Bu cihetten bakıldığında millet; birbirine tahammül eden fertler topluluğu değil, aksine fertlerin birbirinde eridiği içtimai terkiptir.
7-Milletimiz; mesuliyet kaynaklarını farklı siyasi görüşlerle izah etse dahi; aynı ülke sınırları içinde ve aynı devlet himayesi altında yaşadığını bilir ve bunun gereğini yapar.
8-Milletimizin tarifindeki müşterek istinat noktası olan irtibat, münasebet ve mesuliyet bağı; tabii ve zaruri olarak tarihi seyir ve süreç içinde oluşmuştur. Tarih, zaruri muhteva deposudur, zira tarihi seçmek mümkün değildir. İrade ve seçim meselesi olmayan tarih, millet tarifinde de kaçınılmaz olarak irade ve seçim mevzuu değildir. Bu sebeple tarihi seyir içinde vücut bulan ve tahkim edilen milli kıymetler, millet tarifinin zaruri altyapısıdır.
9-Bizim vatan hayalimiz şudur; bir toprak parçasının “vatan” haline gelmesi için üzerinde üç çeşit mülkiyet kurulması gerekir; medeniyet mülkiyeti, siyasi mülkiyet, hususi mülkiyet…
10-Medeniyet mülkiyeti; asırlarca süren tarihi seyrin neticesinde, bağlı olduğumuz ölçüler manzumesinin, coğrafya parçasına mührünü vurmasıdır. Mezarlarına kadar sirayet eden, toprakla bütünleşen, taşı şekillendiren mülkiyet çeşididir. Medeniyet mülkiyeti; millet, vatan ve devletin asli hakimiyet ve meşruiyet kaynağıdır.
11-Siyasi mülkiyet; hususi mülkiyetten öncedir ve önemlidir. Hususi mülkiyeti tespit ve ilan eden tapu vesikası, öncelikle gayrimenkulün siyasi mülkiyetini, daha sonra hususi mülkiyetini gösterir. Hususi mülkiyet siyasi mülkiyetin önüne geçerse, o coğrafya parçası “vatan” olmaktan çıkar, zira bu ihtimalde herkesin kendi mülkiyetini koruması gerekir.
12-Bizim hayalimizde üç çeşit vatan vardır; asli vatanımızdır ki Türkiye’dir; gönül vatanımızdır ki İslam coğrafyasıdır; İnsanlık vatanımızdır ki tüm dünyadır.
13-Asli vatanımız; milletimizin her ferdinin üzerinde müşterek ve eşit siyasi mülkiyet sahibi olduğu coğrafya parçası, yani Türkiye’dir.
14-Gönül vatanımız olan İslam coğrafyası; İslami ve tarihi mesuliyet sahamızdır. Müslüman olmamız, tabii ve zaruri olarak bu vatanımızla alakadar olmamızı gerektirir.
15-İnsanlık vatanımız olan dünya; tüm insanlığa karşı mesuliyet hissetmemizin karşılığıdır. Yeryüzündeki her aç insana karşı kendimizi mesul addederiz.
16-Yeni Türkiye’de devlet; muhtevası “medeniyet ölçüleri” ile doldurulan, her santimetre karesiyle tüm vatanda hakimiyet kuran milletin teşkilatlanmış halidir.
17-Öyleyse devlet; muayyen bir coğrafya parçasını vatan haline getiren milletin, mensup olduğu medeniyet muhtevasına nispetle kurduğu büyük teşkilattır. Büyük teşkilat… Yani tüm ülkede hakim, tüm millete şamil, tüm medeniyet muhtevasına talip teşkilatlar teşkilatı…
18-Bizim devlet hayalimiz; yüksek muhtevayı esas alır ki onun ismi; MEDENİYET DEVLETİDİR. Fakat bu, devletin resmi ismi değildir, mefkûremize nispet edilen sıfatıdır.
19-Millet olmadan devlet olmaz… Halk veya insan topluluğu değil, millet… Millet olmadan kurulan devletler; kuvvet ve iktidar kavgasından ibaret bir arena haline gelir. Bu ihtimalde devlet; belli bir azınlığın kuvveti ele geçirmesiyle kurduğu bir teşkilat çeşididir ki, umumiyetle mafyadan tefrik etmek kabil olmaz.
20-Vatan, millet ve devlet, girift bir makine sistemindeki dişlilerin milimetrik denklikleri ve uyumu gibi birbirini ikmal eder. Bunlardan birindeki çözülme veya dağılma, diğer ikisini doğrudan etkiler.
21-Vatan, millet ve devletin, bugüne kadar tecrübe edilmiş veya edilmemiş muhtelif arızalardan muhafaza edilmesi için iki temel ölçüye ihtiyacımız var; “Kıymetler Birliği” ve “Kuvvetler Ayrılığı”…
22-“Kuvvetler Ayrılığı” esası; bir taraftan devleti inşa eden diğer taraftan devletin uhdesinde bulunan kuvvetlerin, öncelikle bir şahısta veya zümrede cem ve inhisarına mani olmak sonra istismar, ihmal ve ifsat edilmesine fırsat vermemek için elzemdir. İnsanlık tecrübesi bunu test etmiştir.
23-“Kıymetler Birliği” esası; vatan, millet ve devletin birliğidir. Bu üç kıymet arasında ayrılık değil, birlik mevcuttur. Vatan, millet, devlet arasındaki irtibat ağının çözülmemesi ön şarttır, bu irtibat haritasını çözmeye, kesmeye, iptal etmeye dönük her hamle ve hareket, ihanettir. Bu üç kıymet arasındaki irtibat ağı çözülmeden bir ülkenin işgal edilmesi imkansızdır. Bir ülkenin işgalinin hazırlık safhası, “Kıymetler Birliği” esasının zaafa uğratılmasıdır.
24-“Kuvvetler Ayrılığı” esası, “Kıymetler Birliği” esasıyla kuşatılmadığı takdirde, her kuvvetin diğerleri tarafından murakabe edilmesine mani olacak bir bağımsızlaşma ihtimali zuhur eder ki, bu durumda devlet dağılır. Mesela yargı kuvveti bir hizip veya zümrenin eline geçer, icra kuvveti başka bir hizip veya zümrenin… Devlet hukuka bağlı olmak zorundadır ama hukuk ve yargının da kimseye (bir hizip veya zümreye) bağlı olmaması şarttır. Birbirinden tamamen bağımsızlaşan kuvvetlerin her birine ayrı ayrı sızmak ve işgal etmek mümkün hale geldiği için, Fetö gibi belalara fırsat ve imkan hazırlanmış olur.
25-Bir ülkede “Kıymetler Birliği” esasını, Devlet başkanı temsil eder. Devlet başkanı; kuvvetler ayrılığı esasının, “Kıymetler Birliği” çerçevesinde çalışmasını takip ve tarassut altında tutmakla mükelleftir.
26-Devletin üç sütunu (kuvveti) olan Yasama, Yürütme ve Yargıya mukabil, milletin de üç kuvveti vardır; İlim, İrfan, Tefekkür… Milletin bu kuvvetlerinin harekete geçirilmesi için üst mercii olarak MEDENİYET ŞURASI kurulmalıdır.
27-Medeniyet Şurası; milletin ilim, irfan ve tefekkür kıymetlerinin kuvvet ve itibar kazandığı müessesedir. Milletin en kıymetli insanları olan alim, arif ve mütefekkirlerinden teşekkül eder. Medeniyet; ilim, irfan ve tefekkür mecralarında keşif ve imal edilen tezatsız muhteva ve bu muhtevanın nizami tatbikatıdır. Medeniyet Şurası ise bu kıymetleri keşif, telif, tanzim ile meşgul şahsiyet çeşitlerini bünyesinde cem eden müessesedir. Millet ve devlet hayatındaki her türlü ihtilafın, fikri ve ahlaki müşaviridir.
28-Bir milletin esas kıymeti; ilim, irfan ve tefekkürdür. Bir ülkenin başına gelebilecek en büyük belalardan birisi, kıymetlerin kuvvet, kuvvetlerin kıymet sahibi olmamasıdır. Fikirsiz kuvvet, en büyük tehlikedir. Kuvvetsiz fikir, en büyük israflardan birisidir.
29-Medeniyet Şurası, hakikatin seçimidir. Hakikati dünyada ve beşeri seviyede temsil edecek ilim, irfan ve tefekkür adamlarının seçimidir. İlim, irfan ve tefekkür adamlarını bünyesinde istihdam edecek bir Medeniyet Şurası, belli seviye ve sayıda eser vermiş, keşif yapmış, katkı sağlamış insanları medeniyet mefkuresinin temsilcileri ve muhafızları olarak vazifelendirmelidir.
30-Milletin, ümmetin ve insanlığın derdiyle, herhangi bir karşılık beklemeksizin ve hatta çeşitli engellemelere rağmen meşgul olan, bunun için fedakarca bir cehd ve gayretle çalışan tefekkür kadrosu, muhakkak ki hakikati temsil edecek aziz kadrodur. Medeniyet Şurası kurularak; ilim, irfan ve tefekkürün istismarına mani olmak, imal-i fikrin miktar ve seviyesini yükseltmek; millete ruh üflemek gibidir.
31-Hakikatin seçimi, oy hesabıyla yapılacak cinsten bir iş değil, aksine iş ve eser ile ilgilidir. Milletin idrak istidatlarına sahip ve bu istidatları maharete çevirerek yüksek kıymetler imaline vesile kılan tefekkür ehli, halkın seçtiği milletvekilinden daha muteber ve daha müessir değilse, o ülke devleti ve halkıyla istikametini şaşırmış demektir.
32-Sadece “hukukun üstünlüğünden” bahsetmek, hukuku edep ve ahlaktan tecrit etmektir. Edepsiz ve ahlaksız bir hukuk, kuru kaidelerden başka bir anlam ifade etmez ve tesiri kafi derecede olmaz. Bu ihtimalde hukuku, ancak namlu zoruyla tatbik etmek mümkün olur. Oysa edep ve ahlak, hukuku namlu zoruyla tatbik etmekten çıkarır ve insanların irade ederek itaat ettikleri bir ölçüler manzumesi haline getirir. Maksat bu değil midir? Namluyla tatbik edilen hukuk, sürdürülebilir bir nizam ve hayat altyapısı kurabilir mi?
33-Öyleyse umumi nizamın tesis ve muhafazası için dört temel nispet ölçüsü var;
“Ferd için edebin üstünlüğü”
“Cemiyet için ahlakın üstünlüğü”
“Devlet için hukukun üstünlüğü”
“Hepsi için medeniyetin üstünlüğü”
34-Siyaset müessesesi; vatan, millet ve devlet arasındaki irtibat ve muvafakatin en ileri seviyede gerçekleşmesini ve sürdürülmesini sağlamaya matuftur. İktidar ve muhalefetiyle siyaset müessesesinin ilk vazifesi, vatan, millet ve devlet arasındaki irtibatın sürekliliğini sağlayacak bir “nizami altyapı” kurmaktır.
35-Siyasi partiler arasındaki fikir farklılıkları, nihai maksadın farklılığı anlamına gelmez. Nihai maksat, “kıymetler birliği”dir, bunu maksat edinmeyen her türlü fikir, kaynağına bakılmaksızın yabancıdır ve yabancı fikir muamelesi görmelidir. Farklı dünya görüşlerinin, farklı ideolojik bakış açılarının, farklı siyasi tasavvurların olması mümkündür. Fakat hiçbiri, “Kıymetler Birliği” dışında bir maksat edinemez.
36-Siyaset müessesesi, millet ile devlet arasındaki irtibatı kuran, bu yolla devlet cihazını işleten, iktidar ve muhalefet cephelerinden müteşekkildir. Kuvvetler ayrılığı şiarı söz konusu olduğunda iktidarın mesuliyeti fazladır ama “kıymetler birliği” söz konusu olduğunda iktidar ile muhalefetin mesuliyeti eşittir. Kıymetler birliği şiarı, kuvvetler ayrılığı şiarından önce ve önemli olduğu için, umumi manada siyaset müessesesi (iktidar ve muhalefet), eşit mesuliyetle mücehhezdir ve buna uygun şekilde davranmalıdır.
37-Sıhhatli iktidar anlayışı, “Kıymetler Birliğini” muhafaza ve buna matuf olmak üzere “Kuvvetler Ayrılığını” tatbik ve bu yolla vatanın ve milletin ihtiyaçlarını tedarik etmeye matuftur. Muhalefet ise aynı hedefe bağlı ve aynı vazifeye talip alternatif siyasi kadrodur. Aralarındaki fark, nihai maksatla ilgili değildir, nihai maksadın (hedefin) nasıl gerçekleştirileceği sorusuna verilen cevaplardadır.
38-Doğru ve sıhhatli iktidar anlayışı, iktidar olma sürecini de muhtevidir. İktidarı elde etme ve iktidarı teslim etme yolu, seçimledir. Seçim dışı her faaliyet ve teşebbüs, neticesi iktidar olsa da gayrimeşrudur ve bu ihtimalde milletin mukavemet ve “meşru isyan hakkı” vardır. Keza 15 Temmuz darbe teşebbüsüne karşı millet itiraz ve isyan etmiştir, o gece; darbecileri öldüren millet evladı “kahraman”, millet evladını öldüren darbeciler ise “katil” olmuştur.
39-Tefekkür faaliyetinin muharrik kuvvetlerinden birisi, muhakkak ki tenkittir. Tenkit olmadığı her ihtimalde tefekkür, ilk ve tek ihtimale kilitlenir ve donar. Tenkittir ise tefekkürü harekete geçirir, doğruluğunu ve sıhhatini tetkik eder ve farklı ihtimalleri tarar. Bir fikrin yanlış olduğu veya doğru olsa bile eksik olduğu veya bünyesinde bir takım marazların bulunduğu tespiti, tetkik ve tenkit ile mümkündür. Muhalefet; tefekkür faaliyetlerinin bir çeşidi olan tenkidin, müesseseleşmiş halidir.
40-Sıhhatli ve doğru muhalefet anlayışının birinci ve vazgeçilmez şartı; “Kıymetler Birliği” şiarına bağlılıktır. Hiçbir muhalefet fikri ve faaliyeti, Kıymetler Birliği şiarına zarar verme maksadı güdemez. Keza hiçbir muhalefet fikri ve faaliyeti, maksat edinmese de Kıymetler Birliği esasına zarar verecek şekilde tatbik edilemez.
41-Sıhhatli ve doğru muhalefet anlayışının temel ölçülerinden birisi de; iktidar talebinin usulüdür. Siyasi partilerin iktidar talebi, seçimledir. Özellikle de ana muhalefet partisi olan bir siyasi teşkilat, başarısını seçimde arar. Seçim dışı yollarla siyasi iktidarı değiştirmeye çalışmanın siyaset ıstılahındaki (literatüründeki) adı, darbedir. Darbe; tüm hukuk dışı siyasi faaliyetlerin müşterek adıdır. Hukuk dışı siyasi faaliyet ise iktidarı hedef almaz, devleti hedef alır.
42-İktidar olacak kadar oy alamamış bir siyasi partinin, halk hareketiyle iktidarı yıkma teşebbüsü; öncelikle milletin azınlığının çoğunluğu üzerinde tahakküm kurma teşebbüsüdür, bu faaliyet; milletin bir kısmını, çoğunluk üzerine efendi tayin etmektir ve bir tür derebeyliktir. Sonra, milletin azınlığının, vatan ve devlet üzerindeki hissesini, imtiyazlı hisse haline getirmektir, bu durum; hukuk ve siyasetin istismar edilerek yerli bir sömürü düzeni kurulması manasına gelir.
43-İktidar ve muhalefet, birbirine zarar vermek üzere bina edilmemelidir, her iki kutup da halka dönmeli ve yönelmelidir. Zira siyaset, halkı ikna etmek ve onun kuvvetini, meşru usule tabi olarak kendi siyasi müessesesinde (partisinde) toplamaktır. İktidar ve muhalefetin halk yerine birbirine yönelmesi, birbirine usulsüz şekilde zarar vermekle neticelenir. Bu marazi bir durumdur. Siyasetin iki kutbu da halka yöneldiğinde, siyaset müessesesi şiddetten, hileden, tuzaktan uzaklaşır ve ahlaki bir altyapıya kavuşur. Halkı ikna eden iktidar olur. Aksi ihtimalde kaset kumpasları, darbe hevesleri, yabancı güçlerle işbirliği gibi ahlaksızlık veya ihanet olarak tarif edilebilecek işler yaygınlık kazanır.
44-Hukuk zarurettir. O kadar zarurettir ki, en yanlış, en kötü hukuk bile keşmekeşten (kaostan) iyidir. Hukuk, nizamın kaidevi (normatif) altyapısıdır. Nizam, tüm varlıkların tabiatında farklı derecelerde olmak üzere mevcuttur. Keza tüm varlıkların hayatları (hareket ve faaliyet toplamları) nizamı arar, nizama doğru akar. Veciz ifadesiyle nizam, hayattır; kaos, ölüm… Hukuk; nizamın ve hayatın muhkem altyapısıdır.
45-Nizam ile hayat arasındaki vazgeçilmez irtibat, hukuku zaruri kılar. Çünkü hayat için nizam zaruridir. Mesele hukuktan ziyade nizamdır, hukuk nizam için, nizamın tesis ve muhafazası için gerekir. Eğer ahlak ile nizamın tesis ve temadisi mümkün olursa, hukuk ihtiyaç olmaktan çıkar. Bu durum yüksek bir seviyedir ve maksat da zaten budur.
46-Nasıl ki millet ahlakla inşa edilir, devlet de hukukla… Devlet, bir ülkedeki kuvvet ve iktidar alanıdır. Şahsi iktidar (ve iktidar imtiyazı) olmayacağına göre kuvvet ve iktidar milletindir. Milletin olan iktidar, milletin seçimiyle millet evladının bir kısmına “vekaleten” devredilir. Kuvvet ve iktidarın, milletten alınmasına rağmen millete karşı bir imtiyaz haline getirilmemesi, millete karşı bir zulüm cihazına çevrilmemesi için devlet isimli büyük teşkilat, net kaidelerle inşa ve tanzim edilir. Bu sebeple hukuk, devletin kurucu unsurlarından birisidir.
47-Hak, hürriyet ve mükellefiyetlerin doğru şekilde tespit ve tanzim edilmesi, yani doğru hukukun olması adaletin ön şartı ve altyapısıdır. Fakat bu çerçevedeki adalet, adaletin birinci safhasıdır ve bundan daha yüksek seviyede adalet vardır. Hukuk, keskin ve serttir; buna mukabil ahlak, munis ve merhametlidir. Yüksek adalet; ahlaki çerçevededir ve merhamet ve fedakarlıkla örülmüştür.
48-Hukuka tamamen riayet eden bir kişi bile, “komşusu açken tok yatmamalıdır”. Hukuka (haklarına) dayanarak, “benim malımda komşumun ne hakkı var?” diye itiraz etmek, hukukidir ama ahlaki değildir. İşte yüksek adalet budur, hukuku ihlal ve ihmal etmeksizin onun üstünde kurulan ahlaki adalet…
49-Adaleti sadece hukukun (ve yargının) sırtına yüklemek, ahlakı ihtiyaç olmaktan çıkarır. Ülkede adalet arayan, adaletsizlik olduğunu iddia eden insanlar, hiçbir ahlaki mesuliyetten bahsetmemektedir. Ahlakın ihtiyaç olmaktan çıktığı bir kültür evreninde adalet, hukukun (kanunların) şekli tatbikatından ibaret hale gelir. Şekli tatbikattan ortaya çıkan adalet eksiktir.
50-İktidarın diktatörleşme temayülü kadar muhalefetin de darbe temayülü vardır. İktidar ne kadar diktatörleşme potansiyeline sahipse, özellikle seçimleri sürekli kaybeden muhalefet de o derecede potansiyel bir darbe kuvvetidir. Siyasi tarih, iktidarların diktatörleştikleri kadar, muhalefetin de darbe yaptığını veya darbelerin siyasi kanadını oluşturduğunu ve desteklediğini kayda geçmiştir.
51-Mevcut siyasi-hukuki sistemde Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Sayıştay iktidarı denetlemek ve sınırlamakla vazifeli hukuk-yargı müesseseleridir. Anayasa mahkemesi her ne kadar yürütmeyi değil de yasama kuvvetini sınırlama ve denetleme görevini yapıyor olsa da, parlamenter sistemde yasama ile yürütme aynı partinin elinde olduğu için aynı zamanda yürütme kuvvetini de denetlemek ve sınırlandırmak görevini üstlenmiştir. Başkanlık sisteminde de, başkanın partisinin Meclis’te çoğunluğa sahip olması halinde aynı durum caridir.
52-Yürütmenin bu kadar çok sayıda kuruluşla denetlendiği ve sınırlandırıldığı siyasi-hukuki sistemde muhalefet; kafi derecede denetlenmemektedir. Bu sebepledir ki Türkiye’de 1950 yılından beri darbe yapılabilmekte, her darbeyi doğrudan veya dolaylı olarak destekleyen bir muhalefet partisi bulunmaktadır.
53-Bir cemiyetin medeni seviyesi, hukukun kılıçla tatbik edilmesi değil, ahlak marifetiyle cari olmasıyla ilgilidir. Hukukun kılıçla tatbik edilme oranı arttıkça halk vahşet istikametinde; ahlak marifetiyle cari olma oranı arttıkça medeniyet istikametinde inkişaf ediyor demektir. Bu zaviyeden bakıldığında hukuk meselesi, sadece devlet meselesi değil, aynı zamanda millet (cemiyet) meselesidir.
54-Hukuka riayet oranının artmasının ön şartı, hukuk ile ahlak arasındaki muvafakattir. Mer’i hukuk ile cari ve yaygın ahlak birbirinden farklı ise, mesela farklı dünya görüşlerinden kaynaklanıyorsa, hukukun ihlalinin yüksek oranlara çıkması, cemiyetin vahşiliğini göstermez, devletin vahşiliğini gösterir. Bu sebepledir ki; hukuk ahlakla, devlet milletle kaimdir, bunlar birbirinden ayrıştırılmamalıdır.
55-Yargı teşkilatının ve faaliyetinin, sadece hukukla bağlı olduğu, olması gerektiği doğrudur. Yargı, önüne gelen ihtilaflara mevcut kanunları tatbik etmek ve bu yolla adaleti ikame etmekle mükelleftir. Başka bir irtibat ve münasebet ağına ihtiyacı yoktur.
56-Yargı teşkilatının ve faaliyetinin böyle olması gerektiğine dönük nazari tespitlere kimsenin itirazı olmamalıdır. Fakat yargı teşkilatının ve teşkilat mensuplarının, bağımsızlıklarına güvenerek hukuku ihlal ve istismar etmesinin önüne geçmenin bir yolu ve tedbiri olmalıdır. Aksi takdirde yargı teşkilatını işgal eden bir örgütün, yargı bağımsızlığı zırhına bürünerek hem yasama hem de yürütme üzerinde sınırsız bir yetki gaspı mümkün olabilmektedir.
57-Yargıyı devlet teşkilatının tamamından bağımsız hale getirmek, mesela siyasetin müdahalesini engellemektedir fakat Fetö misalinde olduğu gibi bir takım örgütlerin, o örgütler vasıtasıyla yabancı operasyon merkezlerinin işgaline kapatmak manasına gelmiyor. Yargı bağımsızlığı şiarını, kendi içinde kapalı bir sistem kurulması şeklinde anlamak meseleyi halletmiyor. Yargının hem iktidara karşı hem de devletin sair kuvvet alanlarına karşı koruma altına almak manasında bağımsızlığını temin etmek şart fakat bunu yaparken devletin tesir ve teftişine kapatarak yabancı güçlerin tesir ve nüfuzuna açık tutmak çok vahim bir yanlıştır.
58-Yargı bağımsızlığı hayati derecede mühimdir. Yargıyı, siyaset müessesesine, iktidar ve muhalefetiyle devlete karşı bağımsız hale getirmek gerekir ama bunlardan daha önce yabancı operasyon merkezlerine karşı bağımsızlaştırmak şarttır. Yaşadığımız tecrübeler tekrarlanmadan, yeni ve gerçek bağımsızlık sistemini kurmalıyız.
59-Özelliği ve nispeti olmayan yargı bağımsızlığı, muhakkak bir yerlere kayar. Yargı gibi bir kuvveti, kimse kendi haline bırakmaz, bırakmasını beklemek akıllıca olmaz. Yargı bağımsızlığı, niteliksizdir ve şeklidir, muhtevaya dair hiçbir şey söylemez. Şekli olarak bağımsızlaştırılan bir kuvvete, birileri muhakkak muhteva üfler, üflemek ister.
60-Hukukçular da insandır, her insan gibi bir şeylerden etkilenirler. Etkilenmeyen insan yoktur, zaten olmamalıdır. Etkilenmemek, robotluktur. Hakimleri robotlaştırmak veya robotları hakim yapmaktan bahsetmiyorsak eğer yargının ve hukukçuların fikirsiz ve şahsiyetsiz olmasını beklemiyoruz.
61-Şekli olarak bağımsızlıktan bahsedip hiçbir muhtevadan bahsetmemek, herhangi bir yerden etkilenmeyi serbest bırakmaktır. Tabii ki hukukçular herhangi bir yerden etkilenebilirler, her insan gibi… Fakat yargı bağımsızlığını devam ettirebilmeleri için herhangi bir yerden etkilendikleri kadar “bir yerden” de etkilenmeleri gerekir. “Bir yer”, yani bir ölçü koymak şart, hukukçuların etkilenmesi gereken…
62-“Kıymetler Birliği” şiarı işte o ölçüdür. Yargı, “Kıymetler Birliği” şiarına bağlanmalıdır. Böylece yargı teşkilatının, yargı faaliyetinin ve hukukçuların takip edeceği bir kutup yıldızı olur. O yıldıza bakarak istikametlerini tayin ederler, buna aykırı davrananlar ise tasfiye edilir.
63-Millet, devlet teşkilatının oluşturduğu çatının altında yaşar. Millet devlet üzerinde, devlet de millet üzerinde müessirdir. Bu ikisinin birbirinden bağımsızlaşması, tabii şartlar devam ettiği müddetçe muhaldir. Devlet ile milletin birbirinden bağımsızlaşması, devletin işgal edilmesiyle mümkündür ve bu ihtimal, suni şartlar oluşturur. Bir ülkede devletin işgali ve suni şartların oluşturulması, gayrimeşrudur.
64-Devletin işgal edilmesi; bir şahıs veya bir azınlık tarafından, gayritabii yollarla ele geçirilmesidir, bunun en meşhur yolu ve ismi, darbedir. Darbenin en veciz ve kısa tarifi; devlet ile millet arasındaki irtibatı kesmek ve devlet üzerinde özel mülkiyet kurmaya çalışmaktır.
65-İçtimai nizam, cemiyet tarafından ahlak marifetiyle inşa edilir, devlet ise o nizamın muhafızıdır. Böyle olmalıdır, aksi her ihtimalde nizamı, siyaset ve devlet kurmak zorunda kalır ki, o nizam namluya dayanır. Bu durum, her şeyin zorlaştırılmasıdır.
66-Millet, içtimai müesseseler marifetiyle içtimai nizamı kurabilmelidir. Devlete ihtiyaç duyulmayacak seviyeye gelmek tabii ki imkansızdır ama devlete olan ihtiyacı asgari seviyeye indirmek gerekir. Milletin, kendi meselelerini kendi kurduğu içtimai müesseseler marifetiyle halledebilme oranı, cemiyetin rüşt seviyesini gösterir. İçtimai rüşt, fevkalade mühimdir. İçtimai rüştünü iktisap edememiş bir cemiyet, küçük ve büyük tüm meselelerde devlete ihtiyaç duyar ki, bu ihtimalde devletin yükü taşınamayacak kadar artar.
67-Milletin içtimai rüşt seviyesi yükseldikçe devletin müdahale lüzumu azalacaktır. Devletin içerideki yükünün azalması hem maliyeti düşürecek ve hazineyi zenginleştirecektir hem de kuvvetlenen devletin dünya üzerinde operasyon yapabilme istidat ve mahareti artacaktır.
68-Ahlak, içtimai müesseseler marifetiyle şahısların kalbine, cemiyetin merkezine yerleştirilebilir. Devlet, ahlakı ancak terviç edebilir, bunun yolu da siyaset adamlarının ahlaklı olması ve ahlakı teşvik etmesidir. Siyasetçilerin ahlaksız olması, ahlaklı şahsiyet ve cemiyet inşasına manidir.
69-Siyasetin ahlaksızlığa müsaade etmesi, hatta ahlaksızlığı makbul hale getirmesi hem devleti hem de milleti ifsat eder. Milletin ahlaksız fertlerine siyaset yolunun açılması, affedilmez bir hatadır.
70-Birçok siyasi görüşün, hukuk ve ahlak anlayışının mevcut olduğu bir ülke ve halk için tekli siyasi görüş üzerinden millet tarifi yapmak imkansızdır. Çoklu siyasi görüş üzerinden yapılacak millet tarifi ise; “Kıymetler Birliği” esası merkeze alınmadığı takdirde insan kalabalıklarının oluşmasına fırsat vermekte, bu ihtimalde en derin çatışmalar kolaylıkla gerçekleşebilmektedir.
71-Çoklu siyasi görüş üzerinden yapılacak millet tarifinde en geçerli ölçü; “Kıymetler Birliği” şiarıdır. Millet tarifini, “Kıymetler Birliği” şiarına perçinlemek, birbirine zıt siyasi görüşleri bile o maksada tevcih etmek; çoklu kültürel yapıyı, çoklu siyasi görüşü, çoklu hayat tarzını mümkün kılacak hacimde bir bakış ve anlayıştır.
72-“Kıymetler Birliği” şiarını hedeflemeyen çoklu siyasi görüş evreni, millet olmanın altyapısını imha eder. Bu asla yapılmaması ve asla müsaade edilmemesi gereken bir iştir. Zira “Kıymetler Birliği” şiarı, millet olmanın zaruri ön şartı, bir nevi altyapısıdır.
73-Milletin bir meşruiyet fikri var. Milletin meşruiyet fikri, içtimai ve siyasi nizamın temel kaynağı ve sebebidir. Bir tane polis memurunun beş kişiyi önüne katıp karakola götürebilmesindeki kuvvet; insanların, polisin devlete bağlı ve ülkenin emniyetini sağlayan bir memur olduğunu kabul etmesinden kaynaklanır. Milletin meşruiyet fikriyatı müphemleştirilir ve etkisizleştirilirse, bir polis memuru, değil onlarca insanı karakola götürmek, bir kişiye bile güç yetiremez hale gelir ve silah kullanmak zorunda kalır. Silahı olan insana rast geldiğinde ise çatışma kaçınılmaz olur ve ikisinden birisi ölür.
74-Bir halkın millet olabilmesi ve millet kalabilmesinin temellerinden birisi, kuvvetli bir meşruiyet anlayışına sahip olmasıdır. Meşruiyet anlayışı olmayan bir halk; içtimai ve siyasi nizam fikrine ve hissine sahip değildir. Siyasi ve içtimai nizamın kurucu unsuru, halkın itaat ve riayetini temin eden meşruiyet anlayışıdır. Meşruiyet anlayışının olmadığı bir halk, kuvvetten başka bir kıymet tanımaz. Kuvvet; kıymetler piramidinin zirvesine oturduğu andan itibaren vatan, millet ve devlet yok demektir. Zira orada artık hukuk ve ahlak hakimiyeti yoktur, kuvvetlilerin hakimiyeti ve onlara hayasızca itaat eden soytarılar mevcuttur.
75-Türkiye, farklı dünya görüşlerinin (hayat tarzlarının), farklı hukuk ve ahlak anlayışlarının, bunlara bağlı olarak farklı meşruiyet kaynaklarının çok kültürlü bir ülkedir. Bunların farklılıklarını muhafaza ederek, tamamını belli bir mihraka bağlamak mümkün olmazsa, ülke ve millet olarak kesintisiz bir çatışma sürecinin biteviye devam edeceği ve kaynakların beyhude yere zayi olacağı girdaptan çıkamaz.
76-“Kıymetler Birliği” şiarı, tüm dünya görüşlerinin ve meşruiyet anlayışlarının bağlanacağı nihai ölçüdür. “Kıymetler Birliği” bahsine dair kan ter içinde tefekkür faaliyetinde bulunmalı, çerçevesini berrak şekilde çizmeli, ihtiyacımızı karşılayacak kadar ölçü imal etmeliyiz.
77-Bugün ülkenin, milletin ve devletin yaşadığı sıkıntıların ciddi bir kısmı meşruiyet kaynaklarının ve anlayışlarının farklı olmasından kaynaklanmaktadır. Taraflardan hiçbiri, ülkedeki kaynak ve anlayış çeşitliliğinin farkında gibi davranmamakta, herkes kendi meşruiyet anlayış ve kaynaklarını icbar etmektedir. Bu durum, sürekli bir çatışmayı kaçınılmaz hale getirmektedir.
78-Farklı meşruiyet kaynakları ve anlayışının olması; milletin meşruiyet fikrinin müphemleştirilmesi, itibarsızlaştırılması, etkisizleştirilmesi hatta iptal edilmesine doğru doludizgin gidiyor. Meselenin farkında olarak bu süreci işleten veya hızlandırmaya çalışan bazı yabancı mahfiller, meşruiyet fikri üzerindeki operasyonlarıyla ya darbe ya da iç savaş hazırlığı yapıyor.
79-Adaletin ilk şartı meşruiyettir. Bununla birlikte “adalet hissiyatı”, adalet ve meşruiyet fikrinden daha fazla ruhi derinliğe ve içtimai genişliğe sahiptir. Adalet hissiyatı, aynı zamanda vicdanın tezahürüdür, vicdan yoksa adalet hissiyatı zuhur etmez ve görünmez, adalet hissiyatı yoksa vicdanın olup olmadığı anlaşılmaz.
80-Meşruiyet kaynaklarının insandaki karşılığı adalet hissiyatıdır. Nazari çerçevedeki meşruiyet anlayışı ile insandaki adalet hissiyatı birbirine o kadar nüfuz etmiştir ki, daire misalinde olduğu gibi her biri diğerinin hem sebebi hem neticesidir.
81-Asırlık süreçlerle oluşan ve temellenen adalet hissiyatı üzerinde operasyon yapılmaz. Adalet hissiyatının oluşması ve değişmesi asırlara sari bir süreçle mümkündür ama hissiyatın imha edilmesi on dakikalık bir zulümle mümkündür.
82-Adalet hissiyatının tahrip edilmesi, siyasi ve içtimai nizamın imhası demektir. Adalet hissiyatının patlaması ve dağılması, bir millet için nükleer patlamadan daha büyük bir tesir icra eder. Adalet hissiyatını tahrip etmeye dönük hamleler, kaos operasyonudur. Zira kaos ortamı hazırlamanın en kısa yolu, adalet hissiyatını tahrip etmektir. Diğer taraftan, kaos ortamı, adalet hissiyatını yok eder ve insanları temel ihtiyaç kaygısına düşürür. Bazen büyük eylemler yapılarak kaos ortamı hazırlanır ve adalet hissiyatı tahrip edilir, bu ihtimalde iki iş (kaos ve hissiyatın tahribi) birden gerçekleştirilmiş olur, bazen ise adalet hissiyatına operasyon yapılır ve kaos çıkarılır.
83-Adalet hissiyatının tahrip edilmesi, bunun tabii neticesi olan kaosu davet edeceği için, darbenin veya iç savaşın hazırlık safhasıdır.
84-Vatanın sınırlarındaki müdafaa hatlarından daha önemli olan, zihni müdafaa hatlarıdır. Sınırlardan yabancı askerin geçmesine mani olmak, bugünkü dünyada istiklalin muhafazası için kafi değildir. Esas müdafaa hatları, milletin zihni evrenindeki müdafaa hatlarıdır. Bu hatlar yıkılırsa, zaten sınırda bekleyen askerin de nöbet tutmasını sağlamak kabil değildir. Nitekim zihni evreni milletin zihni evrenine yabancılaşan, suni zihni evren inşa edilerek teslim alınan Fetö’cü askerler, 15 Temmuz gecesi, bir taraftan milleti bombalayabilmekte diğer taraftan ülkenin işgali için İncirlik üssünde yabancı ülke subaylarıyla toplantı yapabilmektedir.
85-Millet olmanın ruhi altyapısı, hassasiyet haritasında mahfuzdur. Birbirini tekzip etmeyen, aksine birbirinin mütemmim cüzü mahiyetinde dokunmuş olan bir hassasiyet haritası… Hassasiyet; insanların kabul ettiği temel kıymetlerin, ruhi istidat ve akli refleks haline gelmesidir.
86-Hassasiyetler, insan kalabalıklarını müşterek hareket etme maharetine kavuşturur, müşterek hareket mahareti ise insan kalabalıklarını “millet” haline getirir. Bu sebeple milleti inşa eden her hassasiyet, milyonluk ordular kadar kıymetli ve kuvvetlidir. Devletin ve devlete ait kuvvetlerin zafiyete uğradığında milletin, hem kendini muhafaza edecek hem de devleti koruma altına alacak kadar kıymetli ve kuvvetlidir.
87-Hayatın ve nizamın altyapısı itimat, muharrik kuvvetlerinden birisi ise itibardır. İtimat hissiyatı ve fikriyatı iptal edildiğinde hayat, istinatlarını ve nispetlerini kaybeder ve muallakta sallanmaya başlar. Muallakta olan her şey, muammadır. Birkaç dakika sonra ne olacağı meçhuldür, kimin ne yapacağı müphemdir. Oysa itimat, muayyeniyettir; bilinebilirlik ve tahmin edilebirlikle beslenir.
88-İtibar, izzetli bir hayat sürmenin temel şahsiyet hususiyetidir. İnsan, ya itibarın peşinde koşar ya da itibarlı olanların… İtibarın bu hususiyeti, hayatı harekete geçirir, böylece durgunluk, donukluk, tekrar gibi marazi hallerden uzaklaşır.
89-İtimat ve itibar birbirinin mütemmim cüzüdür. İtimat, itibarın ön şartı ve temel sütunudur; itibar ise itimadın mükafatı ve neticesidir. İkisinin ayrılması kabil değildir. Bu ikisinin ayrılabildiği kültürel evrenler, sunidir ve mutemet olmayan muteber insanlar üretir ki, sahtekarlığın en veciz tarifi budur. Bir ülkede yalan söyleyen (mutemet olmayan) birisinin, itibarlı bir mevkie (mesela milletvekilliğine veya siyasetin herhangi bir seviyesine) çıkması mümkün oluyorsa, buna sebep olanlar veya müsaade edenler, siyasi ve içtimai altyapıya nükleer silahlarla saldırıyor demektir.
90-Siyaset, bir ülkenin sayılı itibar müesseselerinden birisidir. İtibar müessesesi, aynı zamanda itimat müessesesi olmak zorundadır. Halk nezdinde muteber olan siyasetçilerin mutemet olmaması, o ülkenin ve halkın başına gelebilecek en ağır belalardan birisidir.
91-Siyasetçiler, mutemet ve muteber olduğu kadar, siyaseti mutemet ve muteber kılmak ve bu müesseseye karşı halkın itimadını ve itibarını korumak zorundadır. Siyaset müessesesini mutemet ve muteber kılmanın yolu, siyasetçilerin mutemet ve muteber olmasıdır.
92-Bir ülkede siyasetin zirvesi, devlet başkanlığı makamıdır. Öncelikle devlet başkanlığı makamının ve devlet başkanının mutemet ve muteber olması şarttır. Sonra devlet başkanının şahsiyetinin itimat ve itibar vasfını zedelememek gerekir, devlet başkanının itimat ve itibar vasıflarını zedelemek siyasi ve içtimai altyapıda ağır hasarlar açar.
93-Medeniyeti temsil ve ülkeyi medeniyet hedefine sevk ve teşvik eden bir “Medeniyet Şurası” kurulmalıdır ki, inkişaf ve terakkinin istikametini doğru tayin etmek kabil olsun. Doğru istikamette ilerlemiyorsak, hedeften uzaklaşıyoruz demektir. Hedeften uzaklaşıyorsak neden hareket halindeyiz ki…
94-Her iş ve oluşun, hamle ve hareketin, merhale ve safhanın, istikamet ve güzergahın; hakikat menziline kilitli, medeniyet çapında bir tefekkür havzasında mayalanması gerekiyor. Parça fikirlere mahkum, sayısız tezatla malul, nizamı baskı, kaosu hürriyet zanneden zihni evrenlere teslim edilecek bir kıymet yoktur. Büyük fikir ve terkip yürüyüşü olan medeniyet; nihai maksat edinilmeden zihni çalkantılarla, ferdi ve içtimai oluşların yürütülmesi muhaldir.
95-Nereye gittiğini bilmeyen, ne yapması gerektiğini anlamayan, sadece hareket ve faaliyet içinde bulunmayı kutsayan bir fikirsizlik hali, sürekli şekilde yaptığını yıkmakta, tekrar yapıp tekrar yıkmakta, her yaptığında başka bir yanlış ve hatayı işin sonunda görmektedir. Büyük nizam, büyük terkip olan medeniyet tasavvuru, aynı zamanda iş ve hareket için “büyük plan” demektir. Büyük plan olmadan, küçük akılların küçük işlerdeki müstakil hamle ve hareketleri, sürekli yapıp yıkarak ülkenin ve milletin kaynaklarını zayi ve israf eder.
96-Ferd, cemiyet, devlet katarının lokomotifi medeniyettir. Bu lokomotifin peşine takılmayan devlet ve millet; maddi kurtuluşla iktifa eden ama insan ile hayvan arasındaki farkı bile merak etmeyen bir insan ve hayat altyapısı kurar.
97-Şahsiyeti cemiyetten, cemiyeti devletten, devleti medeniyetten müstakil hale getirmek, aralarındaki kıymet ve irtibat haritasına ihtiyaç duymamaktır. Bunlar arasında nizami bir kıymet haritasının olmaması, her birini ayrı ayrı problem ve problem kaynağı haline getirir. Bu ihtimalde devlet, problemleri çözmek yerine devasa teşkilat yapısıyla bitmez tükenmez problem üreten bir fabrika haline gelir.
98-İlim, irfan, tefekkür, sanat, hikmet ve maarif sahalarındaki tetkik, telif ve keşif faaliyetlerini sevk ve idare etmek; bu istikametteki tefekkür hamle ve cehdinin münazara, müzakere, müşavere mecralarını ve iklimini oluşturmak; mütefekkir, alim, arif, sanatkar insanların maişet ve faaliyet ihtiyaçlarını karşılamak üzere Medeniyet Şurası ihdas edilmelidir.
99-Medeniyet Şurası; ilim, irfan, tefekkür, hikmet, sanat ve maarif sahalarındaki çalışmaların keşif koludur. Nazari her türlü cehd ve gayretin, terakki ve inkişafın merkez karargahıdır.
100-Ferdi oluşu şahsiyet terkibinde, içtimai oluşu cemiyet terkibinde, siyasi oluşu devlet terkibinde ve bütün bunları büyük terkip olan medeniyet tasavvuru çerçevesinde keşif ve telif edecek, ortaya çıkan eserlerin tatbikatını, tatbikatı mümkün kılacak müessese inşasını gerçekleştirecek nazari karargah, Medeniyet Şurası’dır.
101-Medeniyet Şurası; halkın değil hakikatin seçimiyle ortaya çıkar. İlim, irfan, tefekkür, sanat gibi nazari sahalarda tetkik, keşif, telif sahibi münevverlerimiz, siyasi seçim süreçlerine girmeyen ama eserleriyle hakikatin seçimi olarak ortaya çıkan ülkemizin ve milletimizin mümtaz kadrosudur. Hakikatin seçimini, halkın seçimi kadar önemsemeyen bir ülke; fikir, ilim, sanat sahalarında kısır kalmaya mahkumdur ve kendi medeniyetini ihya ve inşa etmekten acizdir.

Ey aziz ve necip Milletim;

Türk dünyası bizi bekliyor, İslam alemi bizi bekliyor, İnsanlık bizi bekliyor

İnsanlığa ahlak ve medeniyeti, dünyaya insanlık ve nizamı, mazluma adalet ve merhameti, mağdura şefkat ve yardımı göstermek için, ayağa kalk…

Ey kahraman millet, sen Allah Azze ve Celle’nin yeryüzündeki hilafetine layık olduğunu tarihte gösterdin. Asla unutma sen; kendinden ibaret değilsin, sen tüm insanlığın ümidisin…

HAKİ DEMİR Medeniyet Akademisi Başkanı
PROF. DR. VEYSEL ASLANTAŞ Erciyes Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı
ALİ ERGEN
MESUT BÜLBÜL

Share Button